PROGRAM NOTLARI
- Geleneksel İngiliz Halk Şarkısı
Greensleeves
Kökeni 16. yüzyıl İngiltere’sine, büyük olasılıkla Elizabeth dönemine (1558–1603) dayanan Greensleeves, ilk kez 1580 yılında Londra’da yayımlanan bir kayıtta “A Newe Northen Dittye of the Ladye Greene Sleves” başlığıyla belgelenmiştir. Eserin bestecisi kesin olarak bilinmediği için anonim kabul edilir. Halk arasında uzun süre şarkının Kral VIII. Henry tarafından Anne Boleyn’e yazıldığına dair bir inanış bulunsa da müzikologlar bu iddiayı destekleyecek kanıt bulunmadığını belirtir. Ayrıca eserin melodik yapısında İtalyan kökenli romanesca adı verilen bir armonik kalıbın kullanılması, şarkının daha geç bir dönemde ortaya çıktığını düşündürmektedir.
Greensleeves’i yaklaşık 500 yıl sonra bile popüler kültürde ve tarihin farklı dönemlerine yayılan çeşitli düzenlemelerle hâlâ duyarız. “What Child is This?” adlı klasik Viktorya dönemi Noel ilahisinden meşhur Broadway müzikali Six’e, Ralph Vaughan Williams’ın bu melodiyi kullanarak bestelediği Greensleeves üzerine Fantezi adlı orkestra eserinden çeşitli tanıtım müziklerine kadar, bu küçük balad, Batı müzik tarihinin en kalıcı melodilerinden biri olmuştur. (Süre: 4’)
- Antonio Vivaldi (düz. Yusuf Yalçın)
“Dört Mevsim” Op. 8 No. 1-4’ten Potpuri
Vivaldi’nin bestelediği yüzlerce konçerto arasında Dört Mevsim başlıklı solo keman ve yaylı çalgılar için konçertoların özel bir yeri olmasına bir neden de eserin dört mevsimi tasvir etmesine karşın, tümüyle bahar havasını yansıtmasıdır. Vivaldi eserine açıklayıcı olarak Bahar, Yaz, Sonbahar ve Kış başlıklı dört de sone eklemiştir. Böylece müzik tarihinde ilk kez programlı eser yaratan da o olmuştur. Bestecinin yazdığı sanılan bu soneler, eserin 1725’te Amsterdam’da Le Cène yayınevince basılan ilk kopyalarında yer almıştır. Op.8 olarak numaralanan ve “İl cimento dell’armonia e dell’inventione” (Armoni ve buluşun denemesi) başlığını taşıyan 12 konçertonun ilk dördü olan Mevsimler’in her konçertosu da bu sonelerle ilişkilidir. Hatta Vivaldi, bunu kesinleştirmek amacıyla, her soneyi harflerle işaretlemiş ve bunu partisyonun üzerine işlemiştir. Tonalite konusunda da dikkatli davranmış, her mevsimi kendine uygun tonalitelerde değerlendirmiştir.
1. Konçerto’da İLKBAHAR’ın canlılığını daha iyi belirlemek için kemanın en parlak ve aydınlık tonalitesi olan Mi Majörü kullanmıştır. Bahar’ın 4/4’lük ölçüdeki 1. Bölümü Allegro’da tuttiler eğlenceli köy ezgilerini; sololar ise kuş cıvıltısını, oktavlar gök gürültüsünü, tremololar şimşekleri ve yine çeşitli kuşları canlandırır. Sone şöyledir: “Baharın gelişini kuşlar neşeyle karşılıyor, sevimli şarkılarıyla kutluyor. Kaynakların hafif şırıltısı duyuluyor. Zefir rüzgârı hafifçe esmekte. Sonra hava kara bir mantoyla örtülür; şimşek ve gök gürültüsü baharı duyurmak ister. Ortalık yeniden sessizleşince kuşlar tekrar sihirli şarkılarına başlar.”
Bahar’ın 3/4’lük ölçüdeki 2. Bölümü Largo’da ikinci keman solosu pastoral bir sahne sergiler: “Çiçeklerle bezenmiş çayırda, yaprakların tatlı hışırtısında keçi çobanı, yanındaki sadık köpeğiyle sakin yatmaktadır.” Bu ağır bölümde, partisyonda çok güçlü çalınması istenen köpek havlamalarını viyola canlandırır. Son bölüm Allegro, sürdinli çalınan Danza Pastorale 2/8’lik ölçüde sevimli bir kır dansıdır. “Peri kızları ve çoban –sürdinli yaylılarla duyurulan– gaydanın şenlikli sesiyle dans ederek, parlak ilkbaharı şanına uygun karşılar.” Ancak tonalite bir an parlaklığını yitirir ve Mi minöre döner, ama sonuçta yine aynı şenlikli havaya kavuşulur.
2. Konçerto YAZ’da kullanılan Sol minör tonalite, bu mevsimin boğucu sıcağını belirtmek için seçilmiştir. Sıcağı anlatan ağır girişle, 3/8’lik ölçüde başlayan ilk bölümde (Allegro non molto) ilk solo guguk kuşunu, onu izleyen tuttiler kumru ve sakanın ötüşünü, son tutti ise havanın aniden değişerek kötüleşmesini yansıtır. Sonenin sözleri şöyledir: “Yakıcı yaz sıcağında çoban ve sürü kavrulur; çamlar tutuşur gibidir. Guguk kuşunun çağrısını kumru ve saka cevaplar. Hafifçe esen meltemle poyraz birden yarışır. Küçük çoban, şiddetlenen rüzgârdan korkarak ağlar; sürünün geleceği tehlikededir.” 2. Bölüm 4/4’lük ölçüdeki Adagio’da ise solo keman, yaklaşan fırtınadan dolayı çobanın endişesini melankolik biçimde anlatır. Yaz’ın son bölümü 3/4’lük ölçüdeki çok hızlı tempoda, Presto’da fırtına patlamıştır: “Korkuları doğru çıkmıştır: Gök gürlemekte, şimşekler çakmakta, yağan dolu ürünü, gururlu buğday başaklarını kırmaktadır.”
3. Konçerto SONBAHAR, Fa Majör tondadır. “Ballo e canto de villanelli” (Köylülerin dansı ve şarkısı) başlıklı 4/4’lük ölçüde ve çabuk tempodaki ilk bölüm Allegro, ürünü kurtaran köylülerin sevincini anlatır; solo keman, içkiden sarhoş olanların yürüyüşünü akrobatik hareketlerle çizer: “Köyde herkes mutlulukla, dans ve şarkılarla bereketli ürünü kutlamakta ve Baküs’ün içkisini bol bol tatmakta, bu sevinç uykuyla sona ermektedir.” 2. Bölümde 3/4’lük ölçüdeki, oldukça ağır tempoda (Adagio molto) “Şarkı ve danslar bitmiştir. Hava sakin ve güzeldir. Ve mevsim onları kendinden geçmiş gibi uykuya çağırır...” La Caccacia başlıklı 3/8’lik ölçüde, çabuk tempodaki 3. Bölümde (Allegro) sakin hava birkaç klavsen arpejiyle değişir: “Gün ağarırken avcılar boruları, tüfek ve köpekleriyle ava çıkar, kaçan hayvanı sürerler. Tüfek ve köpeklerin çılgın seslerinden ürken sinirli hayvan yaralanır ve kaçmayı dener, ama ölür.”
Fa minör tondaki 4. Konçerto KIŞ, belki de eserin en sistemli canlandırılanıdır. 1. Bölüm 4/4’lük ölçüde, pek çabuk olmayan tempoda (Allegro non molto), soğuğu anlatan bir tuttiyle başlar: “Dondurucu buz gibi soğukta gümüş gibi parlayan karda, buz gibi poyraz estiğinde herkes ayaklarını yere vurur, acı donda dişler takırdar.” 2. Bölüm 4/4’lük ölçüde, ağır tempodadır (Largo), ocak başındaki rahatı tasvir etmek için, daha sıcak Mi bemol Majör tonundadır. Tüm eserin en başarılı olduğu kabul edilen bu bölümünde solo keman, yağmuru canlandıran diğer çalgıların onaltılık notalarla pizzicato’su eşliğinde, nefis bir ezgiyi duyurur: “Günler sakin ve mutlu, ocak başında geçer. Dışarıda yağmur herkesi ıslatırken, buz üzerinde kayıp düşmemek için birçokları dikkatli yürürken.” Eserin 3/8’lik ölçüde, çabuk tempodaki finalinde (Allegro) herkes yine dışarda, soğuktadır: “Buzların üzerinde yürüyenler, kayanlar sonunda düşer. Buzlar kırılıncaya kadar tekrar denerler. Kapalı kapılar ardında lodos, poyraz ve diğer bütün rüzgârlar yarışır. İşte bu Kış’tır ama yine de neşelidir.” (Potpuri Süre: 10’)
— İRKİN AKTÜZE
- Luigi Boccherini
Menuet
İtalyan besteci ve çellist Boccherini, özellikle yaylı çalgılar için yazdığı eserlerde geliştirdiği özgün dokular ve melodik inceliğiyle Klasik dönem oda müziğinin önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Op. 11 No.5 Mi Majör Yaylı Çalgılar Beşlisi’sinin en tanınmış bölümü olan Menuet, bestecinin zarif ve dengeli üslubunu yalın bir anlatımla ortaya koyar. 18. yüzyıl saray dansı geleneğine dayanan bu bölüm, 3/4’lük ölçüsü, dengeli ikili formu (menuet–trio–menuet da capo) ve açık seçik periyodik cümle yapısıyla Klasik dönem estetiğinin tipik özelliklerini taşır. Tonal olarak Mi majör çevresinde kurulan yapı, trio kısmında daha yumuşak bir renk alanına açılarak kontrast yaratır. Boccherini’nin iki viyolonsel içeren yaylı beşli dokusunda, özellikle iç sesler gibi duyulan ikincil ezgiler ve viyolonsellerin etkin kullanımı esere sıcak ve dolgun bir tını kazandırır; zarif süslemeler ve hafif artikülasyon ise Menuet’in hem dans kökenini hem de incelikli karakterini öne çıkarır. (Süre: 4’)
- Wolfgang Amadeus Mozart
Piyano Sonatı No. 11, La Majör, K 311: III. Alla Turca, “Türk Marşı”
1777 sonbaharındaki Augsburg konserinden sonra Mozart, annesiyle birlikte 26 Ekim’de Mannheim’e ulaşır, babasının akrabalarını ziyaret eder; Cannabich gibi bestecilerle arkadaşlık kurar, Avrupa’nın en iyi orkestralarından birini dinler ve Aloysia Weber’e âşık olur. Ancak babasının zoruyla 1778 Mart’ında Paris’e gitmek zorunda kalır. Orada Gluck ve Piccini taraftarlarının kavgalarını izleyen, Konçertant Sinfonia (KV 279b), Flüt-Arp Konçertosu (KV 299) gibi eserlerini besteleyen Mozart, annesinin ölümünden iki-üç ay sonra Paris’ten ayrılır.
İşte bu arada yazdığı yedi piyano sonatı (KV 309-333) Mannheim ve Paris Sonatları olarak anılır. Hem karşılık görmeyen aşkı hem de annesinin ölümü nedeniyle talihsiz sonuçlanan bu yolculuk döneminde, insan ve sanatçı olarak olgunlaşan 22 yaşındaki Mozart’ın bu sonatlarının beşincisi, Türk usulü finaliyle bunların en ünlüsüdür. Tümünün elyazması orijinali –Türk finali dışında– kaybolan, final bölümü de 1954’ten beri Lizbon’da Antonio Almeida’da bulunan ve ilk kez 1784’te Viyana’da basılan sonatta Fransız zevkinin gözetildiği öne sürülür.
Mozart’ın piyano sonatı tipine pek uymayan birinci bölümün tema ve varyasyonlar biçiminde düzenlenmesi, ikinci bölümün menuetto başlığı ve üçüncü bölümün rondo tarzında uygulanışı esere daha çok süit karakteri kazandırır. Ancak La Majör tonalitesinin de uyumuyla sonatın tümünün aydınlık ve parlak ortamı, anlamlı tını güzelliği ve renkliliği bu esere özel bir yer kazandırmaktadır.
Bu konserde çalınan 3. Bölüm, 2/4’lük ölçüde, çabukça (Allegretto) tempoda ve La Majör tonda canlı bir temayla başlar. Mozart’ın “alla Turca” (Türk tarzı) adını verdiği final, parlak bir yeniçeri müziğidir. Mozart da çoğu Viyanalı besteci gibi, kenti iki kez kuşatan Türklerden esinlenmiş, o çağın Türk stiline uygun eserler yazmıştır. İlk kez bu sonatta kullandığı bu stil, eserin bestecinin 18 sonatı içinde en çok çalınanı olmasına neden olmuştur.
Yazar E.T. Hoffmann’ın deyimiyle “Hiçbir arayışa gerek göstermeden, renkli çiçekler arasında gümüş parlaklığıyla süzülen bir ırmak gibi” akan ezgi herkesi büyüler. Belki de en büyük dezavantajı “çok çalınmak” olan bu müzik, zarifliğiyle Paris zevkine de uyum sağlar. Egzotik La minör ile sert ve parlak La Majör arasında değişerek, Fa diyez minör tondaki ilginç orta bölmeyle de şeytansı bir çekiciliğe ulaşır. Sonunda insan sanki trompetleri, pikolo flütleri, Türk davullarını ve zilleri duyar gibi olur. (Süre: 4’)
— İRKİN AKTÜZE
- Dmitri Şostakoviç
Varyete Sahne Orkestrası için Süit: VII. Vals No. 2
Dmitri Şostakoviç caz orkestrası için yazdığı süitlerde gerçek caz müziği yerine, bolca espriyle uyarladığı hafif müziğin yerleşmiş biçimlerine yönelmiştir. Bunu yaparken de film müziği alanındaki deneyimlerinden faydalanmıştır. Caz süitlerinde müzikal bir biçim olarak valse rastlanması bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Bu valsler hiç şüphesiz türe dair tüm beklentileri yerine getirir ama genelde melankoli, trajikomedi ve hatta bazen ironiyle bile harmanlanmıştır. Şostakoviç’in, insanın kulağında hemen yer eden belki de bu en ünlü valsi, yaygın bilginin aksine 1938’de yazdığı ikinci caz süitinden değil, tahminen 1950’lerin ikinci yarısında bestelenen ve bestecinin diğer eserlerinden alıntılanan sekiz ayrı bölümden oluşan Suite for Variety Stage Orchestra’dan (Varyete Sahne Orkestrası İçin Süit) bir bölümdür. Bu süit, yıllarca 1938’de yazılan fakat İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolan Caz Orkestrası İçin Süit No. 2’den bir parça sanılmış ve bu şekilde adlandırılmış, fakat 1999 yılında eserin notalarının bulunmasıyla bu hatanın farkına varılmıştır. Bu nedenle 2000 yılına kadar olan kayıtlarda bu ünlü vals, Caz Orkestrası İçin Süit No. 2 başlığı altında bulunur. (Süre: 4’)
— İRKİN AKTÜZE
- Wolfgang Amadeus Mozart
Küçük Bir Gece Müziği, K 525: I. Allegro
Mozart’ın 1787’de, aslında iki keman, viyola, viyolonsel ve kontrbastan oluşan yaylı çalgılar için bestelediği ve Küçük Bir Gece Müziği adını verdiği Serenat, onun en çok çalınan eserlerinin başında gelir. Bestecinin az sayıdaki mutlu günlerinde yaratılan bu eser, büyük bir ustalığı ve olgunluğu yansıtır. Ritim, biçim ve anlatım açıklığı yanında eşsiz melodi zenginliği, klasik formda romantik küçük bir senfoniyi andıran serenadın anlaşılmasını ve sevilmesini çok kolaylaştırmıştır. Hiçbir zaman iki menuetsiz bir serenat yazmayan Mozart’ın kendi notalrına göre, birinci bölümden sonra eserin bir ikinci menueti daha vardı, ancak bu bölüm kayıptır. Bu menueti eserden kimin çıkarttığı ve serenadın ne sebeple yazıldığı bilinmemektedir.
4/4’lük ölçüde, Sol Majör tonda ve çabuk (Allegro) tempodaki 1. Bölümde kemanların fanfar biçiminde belirttikleri güçlü birinci temayla, daha zarif ve cilveli ikinci tema zıt iki karakteri yansıtır. Bu temaların ustaca işlenişiyle sonat formundaki bu bölüm, Viyana çağının en mükemmel örneklerinin başında gösterilir. (Süre: 5’)
— İRKİN AKTÜZE
- Franz Schubert
Serenat, D 957/4
Schubert, serenat anlamına gelen Ständchen adı altında dört lied yazmıştır: D 635 bilinmeyen bir şairin, D 889 Shakespeare’in, D 957 Rellstab’ın, D 920 Grillparzer’in sözleri üzerine bestelenen bu liedlerin en tanınanı “Leise flehen meine Lieder” sözleriyle başlayanı ve 13 liedi içeren Kuğu Şarkısı dizisinin dördüncüsüdür. Ständchen D 957/4, aynı zamanda müzik eleştirmeni de olan Prusya ordusu subayı Ludwig Rellstab’ın (1799-1860) “Şarkılarım yavaşça yalvarıyor, gecenin içinden sana, sessiz koruluktan aşağıya, sevgili bana gel!” sözleriyle sevgilisini çağıran, ona aşkını duyurarak kendisini mutlu etmesini isteyen aşığın sözlerini içeren şiiri üzerine bestelenmiş; zarif, orta hızda (Mässig), 3/4’lük ölçüde ve Re minör tonda bir serenattır.(Süre: 4’)
— İRKİN AKTÜZE
- Astor Piazzolla
Oblivion
Tangoyu çağdaşlaştırarak konser salonlarına taşıyan Astor Piazzolla, enerjik kadanslardan kaçınan, hüzünlü ve duygulu tangosu Oblivion’u 1984’te Fransız-Arjantin ortak filmi olan IV. Henry için vokalli olarak bestelemiştir. 1985’ten sonra Piazzolla, Milva ile Fransa’da verdiği konserlerde Oblivion’u Fransızca söz ve J’oubliais (Unuttum) başlığıyla sık sık yorumlamıştır.
Beşlisiyle birlikte 1988’de 16. İstanbul Festivali’ne katılan Arjantinli besteci, bandoneon ve tango ustası Piazzolla, 11 Mart 1921’de Buenos Aires’ten 400 km uzaklıktaki sayfiye kenti Mar del Plata’da doğmuş, iki yaşındayken ailesi New York’a yerleşmiş ve 1937’ye kadar Amerika’da yaşamıştır. Sanatçının annesi terzi, babası berberdi; mahalle arkadaşı Rocky Marciano sonradan dünya ağır sıklet boks şampiyonu olacak, bir grup arkadaşı Kaliforniya’da Alcatraz Hapishanesi’nde, bir kısmı da New York’taki Sing-Sing’de oturmak(!) zorunda kalacaktı. Ama Piazzolla müziğiyle kendisini kurtaracaktı: On yaşında tangonun en önemli çalgısı bandoneonu çok usta çalışıyla ün kazanacak; 1934’te, on üç yaşında tango şarkıcılarının kralı Carlos Gardel orkestrasında çalacak, vatanına dönüşünde ünlü besteci Ginastera ile çalışacak, bu arada kendi stilinde tango bestelemeye, düzenlemelerine başlayacaktı.
1954’te eğitim için bursla Paris’e gitti, ünlü hoca Nadia Boulanger ile çalıştı. Ertesi yıl Arjantin’e döndü, tangoyu monotonluktan kurtarmak için bir sekizli kurdu ve kendi tango stilini kabul ettirmeyi başardı. O günlerin en ünlü iki tango topluluğu için 200’ü aşkın parça düzenledi; bestelediği oda müziği, opera, senfoni, konçerto, bale müziği ve parçalarında, yaptığı 100’ü aşkın kayıtta, konserlerinde kendine özgü stiline her zaman sadık kaldı. 6 Haziran 1992 günü Buenos Aires’te beyin kanamasından ölen ve tangoya yeni bir hava getirmesiyle seçkinleşen ve bu nedenle eski stili benimseyenlerin beğenmedikleri Piazzolla, “Tango nedir?” sorusuna şöyle cevap vermiş: “Her şey! Bir duygu, bir dans, bir ritim, bir yaşam biçimi, bir argo, bir din, bir yasa. Benim için, kesin beste formuna karşın doğaçlamaya olanak sağlayan zengin bir müzik...” (Süre: 4’)
— İRKİN AKTÜZE
- Scott Joplin
The Entertainer
Joplin, The Entertainer’ı 1902 yılında, yeni bir yüzyılın başlangıcında yazdı. Aynı yıl doğmuş yazarlar John Steinbeck ve Arna Bontemps, besteci Richard Rodgers ve fotoğrafçı Ansel Adams da tıpkı Joplin gibi yeni bir sanatsal dönemi tanımlamaya yazgılıydı. 20. yüzyıla silinmez izini bırakan Joplin, düzensiz ritimleri ve incelikli armonik diliyle, hızlı değişim ve dönüşüm dönemindeki Amerikan müziğinin yönünü belirlemede rol oynayan bir yenilikçiydi. Doğuştan müzisyen olan Joplin, ailesinin çiftlik arazilerinde çalışırken çaldığı keman ve banço ezgilerinden, cömert bir yerel piyano öğretmeninden aldığı klasik eğitime kadar çeşitli müzik türlerini özümsemişti. 1880’lerde, henüz gençlik yıllarındayken, gezgin bir müzisyen olarak geçimini sağlıyor ve yepyeni bir Amerikan sesini şekillendiriyordu. Joplin, Amerikan kültürünü kalıcı biçimde değiştiren bir türün öncüsü olarak “Ragtime’ın Kralı” oldu.
Ragtime, ritimde senkop adı verilen – vuruşun yerinin kaydırılmasıyla itici bir hareket, kalçaların salınımı ve her an her şeyin olabileceği hissini yaratan – basit ama radikal bir tekniği ana akım Amerika’ya tanıttı. Joplin’in ragtime’daki yenilikleri, 20. yüzyıl Amerikan müziğinin büyük bir bölümünün temelini attı: önce blues, caz ve swing, ardından R&B ve rock and roll. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. (Süre: 4’)
— LARA DOWNES, piyanist, kısaltılarak derlenmiştir
- Anonim
Üsküdar’a Gider İken
Beste ve güftesi anonim olarak geçen bu eser, Kâtibim ismiyle de biliniyor. Nihavend makamında Nim Sofyan usulünde bir İstanbul türküsü olarak tanımlanan eser, 19 yüzyılda Üsküdar’da gezintiye çıkmış bir İstanbul kâtibi ile genç bir kadını anlatıyor. Üsküdar’a Gider İken türküsü, sadece Türkiye’de değil Balkan ülkelerinde de bilinen, sahiplenilen bir türkü. Dahası bazı kaynaklar türkünün güftesinin bir İskoç marşından alınma olduğunu iddia ediyor. Şarkının kaynağı hakkında o kadar farklı bilgiler var ki 2003 yılında Bulgaristanlı yönetmen Adela Peeva tarafından Chia e tazi pesen? (Bu Şarkı Kimin?) adında bir belgesel çekildi. Akılda kalan, doğaçlamaya alan açan bestesi ise dünyanın her yerinden müzisyenin ilgisini çekmeyi başarıyor. (Süre 3’)