PROGRAM NOTLARI

  • Kaan Bulak
    Piyano Beşlisi No. 3 “Pendulum”

Kaan Bulak’ın Pendulum eseri, Nefs, Kelhan, Lux, Mirror, Silencio ve Pendulum adlı altı bölümden oluşuyor. Bulak, bir çember gibi tekrar başladığı noktaya varacak şekilde düzenlediği eserinde, tıpkı bir sarkaç gibi gidip gelen motiflerdeki sabitliğe dikkat çekiyor. Öte yandan, durduğu yerin rüyadaymışçasına ayaklarının altından kayıp gittiğini de ifade ediyor.

Nefs başlıklı ilk bölümde, “tam olarak sessizliğin kendisi” diye tanımladığı, rüzgârın yapraklardaki hafif sesinden ve kuşların nefesli şarkılarından yola çıkıyor. İkinci bölüm Kelhan’da Metin And’ın Dionisos ve Anadolu Köylüsü adlı inceleme kitabındaki oyunlardan esinlenen Bulak, Latince’de ışık anlamına gelen Lux bölümünde ise, yıllar önce karanlık ve dev bir kilisede, gece sabaha dönerken, renkli camlardan içeri sızan ışıkların eşliğinde kilise orgunda bestelediği naif ve tatlı tınıların peşine düşüyor. Bunu Zen felsefesinden hareketle içgüdüsüne giden bir yol aradığı, daha derinlerdeki hayali bir dünyanın kapılarını aralayan Mirror bölümü takip ediyor. Bulak’ın hem eserin başındaki sessizliğe hem de David Lynch’in Mulholland Çıkmazı’ndaki gece kulübüne atıfta bulunduğu Silencio, neyin gerçek, neyin rüya olduğunun önem taşımadığı bir bölüm. Hayali bir dünyada kendini bırakma hissine bir davet. Parça, Beethoven’dan ufak bir alıntı ile piyanonun kadansına ulaşarak altıncı ve eserle aynı ismi taşıyan son bölüme, Pendulum’a bağlanıyor. Burada kontrbas ve viyolonselin git-gel motifi sarkacı andırıyor; bu sabit motifin üstünde diğer enstrümanlar kayıyor, gitgide güçleniyor ve ifade gücüne kavuşuyor. Eser yeni bulunan güç ile tam tepe noktasına varırken bir anda sessizlik geri dönüyor; yine doğanın sesi, ancak bu sefer yarım nota daha pes: Ayaklar yere daha sağlam basıyor. Seyahat sonunda başlangıçtaki melodi tekrar beliriyor. Hiçbir şey değişmemesine rağmen her şey değişmiş gibi duruyor.

Kaan Bulak

Maison Lâle*

* DÜNYA PRÖMİYERİ

* İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ ESER SİPARİŞİ

İstanbul Müzik Festivali’nin bu yılki iki eser siparişinden biri olan Maison Lâle (Lale Evi) modern şehir yaşamında şekil değiştiren ritüelleri ve gelecek olasılıklarını odağına alan hem işitsel hem görsel hem de düşsel bir çalışma. Anadolu’nun köylerinde kadim çağlardan beri ölüm ve yeniden doğum döngüsünü temsil eden mevsimsel törenlerden 17. yüzyılda bütün bir Avrupa’yı saran lale düşkünlüğüne uzanan tarihsel göndermeler taşıyan eser, bir zamanların geçicilikle, fanilikle ilişkilendirilen güzellik anlayışına cisim veren bu çiçeğe günümüz dünyasında bir anlığına da olsa açabileceği yeni bir yer arıyor: belki şehrin geceleri en tekinsiz bölgesi, belki bir yeraltı kulübünün derinleri, belki de yok olduğu hâlde rüyalarımıza girmeye devam eden o ev… Tam anlamıyla gerçeküstü bir görsel şölen festival izleyicilerini bekliyor.

Yukarı