PROGRAM NOTLARI
RHAPSODY IN BLUE (MAVİ RAPSODİ)
KOREOGRAFİ
Bu çalışmada ilkin amaçladığımız, Gershwin’in Rhapsody in Blue eseri üzerinde oynayıp onu farklı imgelerle yeniden ele almanın bir yolunu bulmaktı. Bu eseri ilginç yapan yalnızca bizim ona kattığımız, deneyimlerimizi, uluslararası etkileşimimizi ve yıllar içinde geliştirdiğimiz üslubu kapsayan bakış açımız değil; New York kültürüne ya da Gershwin’in yaşadığı dönemin ruhuna çok da bağlı kalmadan, izleyiciye daha evrensel bir dünya sunma isteğimizdi. Gershwin’i tarihsel bağlamından koparıp, başyapıtını daha da evrensel kılmak amacıyla onu yeniden hayal etmeye çalıştık. Gözlerimizi kapatıp müziğin bize ne söylemek istediğini hissetmek, bunu günümüz bağlamında, kendi poetikamız aracılığıyla temsil etmek ve her şeyi kendi üslubumuzca sahneye taşımak istedik.
Aterballetto’nun çeşit çeşit, çokyönlü, müthiş dansçıları var ve her biri başlı başına büyük bir ilham kaynağı. Bizim daha yararlanabileceğimiz, dansçıların da hâlâ verebilecekleri bu kadar çok şey varken, yaratım sürecinin sonuna gelmiş olmamız neredeyse üzücü. Eser, topluluğun söylemek istediği her şeyi ifade edebilmesini sağlayacak kadar büyük değil; tüm bu çeşitliliği ve enerjiyi rapsodinin kısa süresine sığdırmak zorundasınız, ancak bu çalışmanın gücü de bundan ileri geliyor. Rhapsody in Blue, koreograflar ya da yaratıcı kimseler için harika bir oyun alanı. Son derece güçlü, eğlenceli ve canlı. Biçimi sürekli değişir; biraz, büyülü bir ormandan geçmeye benzer: Birkaç adımlık alanda, birkaç dakika içinde sihirli bir varlıkla, üzerinizde rengi değişen düşsel bir gökyüzüyle karşılaşırsınız. Her şeyin mümkün olduğu, her köşeden yeni unsurların ortaya çıktığı ve sürekli şaşırtıldığınız bir müzikal alan sunan bu coşkunun, bu fantastik dünyanın içine çekilirsiniz. Bedenler, hızlı, tempolu ve sürekli değişen uyaranlara tepki verir. İşte biz de tüm bunlarla oynadık; gözlerimizi kapatıp da yeni bir temayla karşılaştığımız her an, yeni dünyalar hayal ettik. (Süre: 25’)
─ IRATXE ANSA ve IGOR BACOVICH
MÜZİKLER
- George Gershwin
Rhapsody in Blue
Kayıttan: Libor Pešek / Slovak Ulusal Filarmoni Orkestrası / Kamil Hála - 1984 Countdown Media, 18.08.2023
Avrupalı eleştirmenlerce “Cazı senfonik biçimde yorumlayan besteci” olarak tanımlanan George Gershwin, 12 Şubat 1924 günü Rhapsody in Blue ile bir anda ün kazandı.
1920’li yıllarda Amerika’da birçok besteci, müziklerinde Amerikalı olmaya çalışıyor, Amerikan yerlilerinin ezgilerinden, Afro-Amerikan spiritual’lerinden, Anglo-Sakson halk melodileriyle kovboy şarkılarından esinleniyorlardı. O zamana kadar popüler şarkı bestecisi olarak tanınan Gershwin, Paul Whiteman’ın (1890-1967) düzenlediği “Experiment in Modern Music” (Modern Müzikte Deney) başlıklı konser dizisi için, caz unsurlarını içeren bir eser yazma siparişi almıştı. Gershwin üç haftada eserin piyano partisini tamamladı ve eser, Ferde Grofé’nin yönetimindeki orkestra eşliğinde Gershwin tarafından New York’taki Aeolian Hall’da seslendirildi. Bu ilk yorumda Fritz Kreisler, Jasha Heifetz, Sergei Rahmaninof, Leopold Stokowski gibi ünlüler hayranlıklarını gizlememişler, Gershwin bir gecede besteci olarak kabul edilmişti.
Adını, Afro-Amerikalıların hüzünlü ezgilere verdikleri blues’dan aldığı öne sürülen Rapsodi’ye, Gershwin’in ağabeyi, söz yazarı Ira Gershwin’in (1896-1983), Amerikalı empresyonist ressam James Whistler’in “Nocturn in Blue and Green” (Mavi ve Yeşil Noktürn) adlı tablosundan esinlenerek bu ismi verdiği de söylenir. Gershwin bestesine “Amerikan Rapsodisi” adını vermeyi düşünmüşse de bu ad daha çekici gelmiş, ismi de eser gibi plansız doğmuştu: Trenle Boston’a giderken vagonun raylarda çıkardığı seslerden ritmi ve temayı duyan besteci, notaları gözünün önünde canlandırmıştı.
Müzik formu olarak hızlı-ağır-hızlı biçimde, Liszt stilinde bir rapsodiye benzeyen ve ağır bölümlerde Çaykovski’yi anımsatan eser, blues türündeki armonisi ve caz ritmiyle seçkinleşir. Bütün temaların 4/4’lük ölçüdeki ritimle sunulduğu Majör gam dizisi içinde bemollü notalar kullanılarak, minör etkisiyle hüzünlü bir hava yaratılır ve ilk tema daima başka bir formda yine ortaya çıkar. Eserin oldukça zengin kadrosunda solo piyano, alışılmış üfleme ve yaylı çalgıların yanı sıra solo klarnet, tuba, bas klarnet, iki alto saksofon, tenor saksofon ve banjo da yer alır. İlk yorumda 23 müzikçi 36 çalgı kullanmış, örneğin kontrbasçı bazı yerlerde tuba çalmıştı.
Tek bölümlü ve Si bemol Majör tonda yazılmış olan Rapsodi, klarnetin 4/4’lük ölçüde, iki oktav tizlere doğru kayan ilginç bir kadansı ile başlar. (İlk yorumda klarnetçi Ross Gorman’ın güzel sesten çok anlatıma önem verdiği ve bir hamlede nişan alınan sese ulaşan bu glissandosu, ertesi günkü New York Sun gazetesinde “Klarnetin sarhoş bağırışı” olarak tanımlanmış, bunun üzerine sonraki yorumlarda gecikerek –ritardando– bir çalışla bu kadansı duyurmak gelenek olmuştu.) Piyano çok temkinli (Moderato assai) hızda, ancak heyecanlı bir anlatımla, esere egemen olacak temayı sunar. Orkestranın duyurduğu ikinci tema ise daha enerjiktir. Bu temanın da gelişiminden sonra piyano bu kez daha neşeli havada, pek hızlı olmayan, biraz da şakacı (Meno mosso e poco scherzando) tempoda yeni bir tema sunar. Cazın önemli unsuru blues, Mi Majör tonda, orta hızda ve duyguyla (Andantino moderato con espressivo) seslendirilmesi istenen orta bölmede etkili olur (bu lirik bölmenin ilk provasında şef Whiteman, heyecandan titreyerek elinden bagetini düşürdüğünü; ilk konserde ise ağlamaya başladığını ve kendine geldiğinde, orkestranın 11 sayfa ilerde olduğunu gördüğünü anılarında anlatır).
Gershwin’in kendi sözlerine göre “Cazın, mutlaka bir dans ritmi yansıtması gerektiğine inananların yanlış düşündüğünü güçlü bir darbeyle ispat amacıyla yazdığı” bu eser, çeşitli tempo değişiklikleriyle gelişir ve parlak biçimde sona erer. Ravel, Stravinsky, Milhaud ve daha birçok çağdaş besteciyi etkileyen eserin, iki piyano için düzenlemesi de yapılmıştır. Rhapsody in Blue’nun 10 Haziran 1924’teki ilk plak kaydında çalan müzikçiler, trompetçi Bix Beiderbecke, tromboncu Jack Teagarden ve klarnetçi Jimmy Dorsey sonraları çok büyük cazcılar olarak ün kazandılar. (Süre: 16’)
─ İRKİN AKTÜZE
- Bessie Jones
Beggin’ the Blues
Kayıttan: Bessie Jones, John A. Lomax Sr. 2020 Blues Routes, 07.08.2020
Mary Elizabeth “Bessie” Jones (8 Şubat 1902 – 17 Temmuz 1984), ABD’nin Georgia eyaletinin Smithville kentinde doğdu. Gospel ve folk şarkıcısı olan Jones, yoksulluk içinde büyüdü ve ailesine destek olmak için çocuk yaşta tarım işlerinde çalışmaya başladı. Hayatının her zaman önemli bir parçası olan müzikle çocukken hem kilisedeki ilahileri hem de okul şarkılarını dinlerken tanıştı. Ayrıca, Amerikan İç Savaşı’ndan evvel köle olan, uzun yıllar yaşamış büyükbabası Jet Sampson’dan müziğe ve Afrika kültürüne ait hikâyeler dinledi, ondan kendi döneminin şarkılarını öğrendi. Jones bu şarkıları gelecek nesillerle paylaşmaya o kadar kararlıydı ki 1961 yılında etnomüzikolog Alan Lomax’ın New York’taki dairesine gitmek için kilometrelerce yol kat etti ve ondan kendisini kaydetmesini istedi.
Lomax tarafından yapılan kayıtlar, Jones’un katıldığı Georgia Sea Island Singers grubuyla seslendirdiği a cappella eserleri ve spiritüelleri içermektedir. Hepsinde Jones’un içten, berrak ve sıcak yorumu hissedilir. Kültürel olarak folk/blues ve sözlü gelenek arasında bir köprü oluşturan Beggin’ the Blues kader, yalnızlık ve hüzün temalarını ele alır; erken dönem blues’ta sık görülen bir anlatım biçimi olarak duyguları kişileştirerek, bir varlık gibi tasvir eder. (Süre: 2’)
RECONCILIATIO (UZLAŞMA)
KOREOGRAFİ
Sözle anlatılamayanın özlü sanatı olan dans; korkularımızı, kaygılarımızı ve umutlarımızı hareket aracılığıyla uyandırarak açığa çıkarma gücüne sahiptir. “Uzlaşma” temasını araştırmak için seçilen düet, Vahiy kitabının özenli ancak birebir olmayan bir okumasından esinlenen, şiirsel ve izlenimci bir duyarlılıkla hazırlanan ve yine Preljocaj’ın imzasını taşıyan 2010 tarihli Suivront mille ans de calme (Bin yıl sürecek bir huzur dönemi gelecek) adlı koreografiden alınmıştır.
Koreografa göre ne eserin özgün gösteriminde ne de orijinal koreografiden uyarlanan bu düette Aziz Yuhanna’nın metnine doğrudan göndermeler aranmalıdır. Amaç daha ziyade dünyamızda halihazırda var olan ancak gözümüzden saklanan unsurları su yüzüne çıkarmak ve vurgulamaktır. Ve eserde değinilen temalar – hem görünür hem görünmez olanlar – düetin iki dansçısı arasındaki ince etkileşim içinde ortaya çıkar. (Süre: 10’)
İlk defa 2024 yılında, İtalya Piskoposlar Konferansı Başkanı Kardinal Matteo Zuppi’nin desteğiyle, Vittoria Cappelli’nin öncülüğünde ve Bolonya Comunale Tiyatrosu tarafından sergilenen bu bölüm; Bolonya Belediyesi ile Vatikan’ın Evangelizasyon Dikasterliği’nin destek ve himayesinde gerçekleştirilen “MEMORARE ’24: San Petronio’da Meditasyon – barış için dans ve şarkı” başlıklı etkinliğin 2025 jübilesi hazırlıklarının bir parçasıydı.
MÜZİKLER
- Ludwig van Beethoven
Piyano Sonatı No. 14, Do diyez minör Op. 27 No. 2, “Ay Işığı Sonatı”
I. Adagio sostenuto
II. Allegretto
III. Presto agitato
Beethoven’ın 1792-1822 yılları arasında yazdığı 32 sonat içinde en tanınmışı, hiç şüphesiz, No. 14 Do diyez minör Sonat’tır. 1802 yılında yayımlanan Op. 27’nin ikinci eseri olan sonata, uzun yıllar sonra, 1850’de eleştirmen ve şair Ludwig Rellstab tarafından “Mondschein” (Ayışığı) adı takılmıştır. Rellstab sonatın girişindeki ağır ve hüzünlü minör tondaki trioleleri, İsviçre’nin ünlü gölü Vierwaldstätter See üzerindeki mehtaba benzetmiş; bu isim sonatın tümüne uymasa da hemen benimsenmişti.
Ancak sonatın ithaf edildiği isme bakılınca esin kaynağı hemen belirginleşir: Sonat, o zaman 16 yaşındaki ve bazı uzmanlara göre bestecinin “ölümsüz sevgili”si olan güzel Kontes Giulietta Giucciardi’ye adanmıştır. O günlerde kontese tutkulu bir aşkla bağlanan Beethoven, arkadaşı Wegeler’e yazdığı mektupta “Şimdi tekrar biraz daha mutlu yaşıyorum ve insanlar arasına karışıyorum. Bu değişikliği, beni seven ve benim de sevdiğim sevimli, büyüleyici genç bir kız yarattı. İki yıldan beri tekrar biraz mutluluk duyuyorum.” diyordu. Bir iddiaya göre de Beethoven Giulietta’ya bir rondo ithaf etmiş ancak, sonra da başka nedenlerle onu Prens Lichnowsky’ye adaması gerekince, genç kızdan rondoyu geri almak için Ayışığı Sonatı’nı sunmuş.
Sonatın bir-iki öyküsü daha var: Bunlardan biri de Beethoven’ın henüz yaşadığı yıllarda duyulmuş. Beethoven bir akşam yürüyüşünde genç ve sarışın bir kıza rastlar. Kız onun kim olduğunu bilmeden, Beethoven’ın müziğini her şeyin üstünde sevdiğini, en büyük arzusunun da onun, bir kez olsun kendisi için çalması olduğunu söyler. Bu istekten duygulanan Beethoven, kıza evine kadar eşlik eder ve piyanoya oturarak doğaçlamadan bu sonatı çalar.
Hakkında bu kadar çok şey anlatılan sonat, Berlioz’a Roma civarında, Campagna’da bir güneş batışını anımsatmış. Beethoven uzmanı Wilhelm von Lenz’e göre ise ilk bölüm “ölüler dünyası”nı canlandırır, çünkü bir belgeye göre besteci bunu, gece vakti ölüm döşeğindeki bir arkadaşının başında emprovize ettiğini bizzat anlatmış. Bu iddiayı, Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını inceleyen Werner Öhlmann da destekliyor: “Çünkü Beethoven, bu trioleleri içeren bir taslakta, notanın üzerine Mozart’ın Don Giovanni’sindeki ölümün konturunu çizen trioleleri Do’dan Do diyeze transpoze ederek yazmış; böylece müziğin karakteri, Op. 26 Sonat’taki matem marşının buruk ve katı havasına karşı, Op. 27’de yumuşak bir yakınmayla ölüm acısını duyuruyor.”
Bir önceki Op. 27 No. 1 Sonat gibi, “Sonata quasi una Fantasia” (Bir fantezi şeklinde sonat) başlığını taşıyan eser, öncekinin aksine üç bölümlüdür. Sonatın 1. Bölümü 4/4’lük ölçüde, Do diyez minör tonda, temkinli, ağırbaşlı, seslerde ölçünün hakkını veren (Adagio sostenuto) tempoda, baslarda hafifçe duyurulan ünlü triolelerle başlar. Altı mezür sonra asıl tema, hüzünlü şekilde belirince eşlik orta seslere kayar. Zarif, içtenlikli olduğu kadar özlem yüklü bir kederi yansıtan temaya eşlik eden sesler, karanlık ve çok uzaktan gelen çan seslerini anımsatır gibidir. Beethoven bu bölümün “Delicatissimamente e senza sordini” (çok incelikli, kibar ve sürdinsiz –seslerin uzamasının susturulmadan–) çalınmasını öngörmüştür. Ancak günümüzde modern piyanonun pedalları her yeni armoninin duyulmasını kolaylaştırmaktadır. Melodi Do diyez minörden Mi Majöre dönüşür, sonra Mi minörde karanlıklaşır; ikinci tekrarda ise Do Majörden Si minöre, üçüncüde ise acı içindeymişçesine kromatik gerilimlerle, belirginleşen bas motif üzerinde yükselir. Sol diyez üzerindeki bir durak noktasından (point d’orgue) sonra arpejlerle küçük bir bölme belirir; bu kez ana tonalitede karar kılarak, ilk bölümün tekrarında melodi çizgisi yerine kavuşur, bitimde bas motif yine yankılanır.
2. Bölüm çok kısa, lirik ve sevimli bir scherzo formundadır. 3/4’lük ölçüde, neşelice (Allegretto) tempoda, Re bemol Majör tonda, scherzo formuna karşın menuet benzeri zarif bir dans karakterindedir. Franz Liszt bu bölümü bir diyalog biçiminde yorumlamakta, pianissimo başlayarak sert aksanlardan kaçınmaktaymış. Bir keresinde de bu bölümü “iki uçurum arasında bir çiçek” olarak tanımlamış. Bir köprü görevi gören ikinci bölüm, ara vermeden finale, üçüncü bölüme bağlanır.
3. Bölüm yine Do diyez minör tonda, 4/4’lük ölçüde, ancak bu kez çok hızlı ve heyecanlı karakterde (Presto agitato) tempodadır. Vahşi, adeta fırtına gibi, sonatın en ağırlıklı bölümü olan finalde durup dinlenmeden, insanın kalbini sıkıştırırcasına gelişen, yuvarlanan kadanslar, tremololar, kırık akorlar, sert staccato akorlu pasajlar iyi bir tekniği gerektirir. Müzik amaca ulaşmışçasına, teselli edici ikinci bölümden sonra bir volkan gibi taşmaktadır. Ana tema hızlı 16’lık arpejlerle ve iki akor darbesiyle vurgulanır; üstelik tüm cümle kreşendosuz yansıtılır. Yan tema olarak Sol diyez minör tonda etkili bir melodi legato’lu olarak belirirse de sert staccato darbeler altında ezilir, kalır. Fortissimo’ya kadar yükselen ana tema, homurdayan bas eşlikte son temaya ulaşır: Tipik Beethoven tarzı motifin, tutkulu bir duygusallıkla (espressivo), akorlarla çalınması öngörülmüştür. Gelişimde ise yan tema daima baslara yönelir. Gerilim kodaya kadar sürer, özgür ve hızlı arpej oyunlarıyla dorukta triller belirdikten sonra, müzik ağırca (Adagio) bir geçişle yavaşlar, ancak yine hızlanarak iki akor darbesiyle sona ulaşır.
Beethoven bu sonatının bu kadar popüler olmasından öğrencisi Carl Czerny’ye yakınmış: “Hep bu Do diyez minör Sonat’tan bahsediyorlar. Ben gerçekte çok daha iyi şeyler de yazdım. İşte Fa diyez Majör Sonat (No.24, Op.78-1809) çok daha başka”. (Süre: 17’)
─ İRKİN AKTÜZE
SOLO ECHO (YALNIZ YANKI)
KOREOGRAFİ
Koreograf Crystal Pite Solo Echo’da (Yalnız Yankı) Brahms’ın iki viyolonsel sonatı ile Mark Strand’ın Kış için Dizeler şiirinden hareketle kaybediş ve kabulleniş temalarını işliyor. (Süre: 20’)
Kış için Dizeler
Ross Krauss için
Söyle kendine
hava soğur ve kar yağarken saçlarına
yürümeye devam edeceksin
ve duymaya
aynı ezgiyi
karanlığın kubbesine sığınmış bulsan da kendini
veya karla kaplı bir vadiye
yansıyan ay ışığının
çatlamış beyazında.
Bu gece hava soğurken
söyle kendine
bildiğin,
kemiklerinin tutturduğu
o ezgiden başka bir şey değil
sen yürümeye devam ettiğin sürece. Ve kış yıldızlarının
küçük ateşi altında uzanabildikçe
bir kereliğine olsa bile.
Ve olur da
devam edemezsen ya da dönemezsen geri
ve yolun sonuna geldiğini
düşünürsen eğer
söyle kendine
o son ayaz üfürürken kemiklerinden içeri
kendini, olduğun hâlinle sevdiğini.
Şiir: “Kış için Dizeler”, Mark Strand, Seçilmiş Şiirler © 1979 Mark Strand. Random House LLC bünyesindeki Knopf Doubleday Publishing Group’ta yayımlanmış, Alfred A. Knopf’un izniyle kullanılmıştır. Tüm hakları saklıdır.
İngilizceden çeviren: Itır Yıldız
MÜZİKLER
- Johannes Brahms
Viyolonsel Sonatı No. 1, Mi minör, Op. 38: I. Allegro non troppo
Brahms iki viyolonsel sonatı yazmıştır. Birincisi 1865’te, diğeri ise –21 yıl sonra– 1886’da tamamlanan eserlerden ikincisinde dramatik ve rapsodik bir anlatımı öngörmüştür. İlk sonat ise en ince noktasına kadar iyi planlanmış ve melodik yapı bakımından daha zengindir. Brahms, her üç bölümü de minör tonlarda olan birinci sonatı bestelemeye, genellikle koro müziğiyle ilgilendiği yıllarda, 1862’de başlamıştır. Daha çok melankolik bir havası olan eserin birinci bölümü daha geniş tutulmuş, aradaki intermezzo benzeri menuet ile üçüncü bölüme sakin bir geçiş yaratılmıştır. Viyana Konservatuvarı’nın şan öğretmeni ve viyolonselci Joseph Gänsbacher’e (1829-1911) ithaf ettiği sonat, ilk kez Viyana’da 1874 Şubat’ında seslendirilmiştir.
Pek fazla çabuk olmayan (Allegro non troppo) tempoda, 4/4’lük ölçüde ve Mi minör tondaki 1. Bölümün sakin ve güçlü ilk teması, etkili biçimde viyolonsel tarafından duyurulur; buna piyano, kuvvetlenen şekilde katılır. İkinci tema ise daha canlı ve isteklidir.
─ İRKİN AKTÜZE
- Johannes Brahms
Viyolonsel Sonatı No. 2, Fa Majör, Op. 99: II. Adagio affettuoso
1886’da tamamlanan, dramatik ve rapsodik bir anlatım öngörülen Op. 99 Fa Majör Sonat’ın orkestral bir havası vardır. Viyolonsel kendi doğal kalın ses bölgesinden, registerinden çıkarılmış, piyanoyla daha yakın bir denge kurulmuştur. 33 yaşındaki Brahms her bölümü, çok olgun biçimde birbirinden farklı ama kendi içinde duygu patlamalarıyla gerçekleştirmiş, tematik gelişim yanında tınıya da ayrı bir karakter kazandırmıştır.
2. Bölüm, sonatın en etkileyici ve çekici kısmıdır. Beethoven’ı anımsatan ezgiselliğiyle seçkinleşen bölümde, solo çalgı viyolonsel ön plandadır ve piyano da ince olduğu kadar, renkli birlikteliğiyle dikkat çeker. Burada da birinci bölümdekinin tersine, orta bölme Fa Majör tondadır.
─ İRKİN AKTÜZE