PROGRAM NOTLARI
- Claudio Monteverdi
Orfeus operası III. Perde: “Possente spirto”
Mantua Dükü Gonzaga’nın saray kâtibi Alessandro Striggio’nun (1573-1630) –sonradan opera tarihinin demirbaş konuları arasına girecek olan ve Jacopo Peri’nin Euridice (Orfeus) operasından sonra ikincisi sayılan– librettosu üzerine bestelenen eser, birçok uzmana göre ilk tam opera örneği olarak kabul edilir.
Kendinden önceki ömürsüz eserlerden sonra Monteverdi, Floransa’da Peri’nin Orfeus’unu seyreden Dük Gonzaga tarafından yine aynı konuyu bestelemekle görevlendirilmiş, aynı zamanda çağın ünlü madrigal söz yazarı olan Striggio da librettoyu hazırlamıştır. Bir prolog ile beş perdeden oluşan Orfeus operası ilk kez 24 Şubat 1607’de Mantua Karnavalı’nda sahnelenmiştir. Müzikle canlandırılan mitoloji ya da efsanelere 17. yüzyılda verilen adıyla, “Favola in musica” (Müzikli masal/Fabl) başlığıyla 1609’da Venedik’te yayımlanan Orfeus, 1615’te yeniden basılmış ve müzik dünyasında, İtalya’dan başlayarak üne kavuşmuş, ancak sonradan uzun süre unutulmuştur. New York’ta 14 Nisan 1912’de, Londra’da –konser biçiminde– 8 Mart 1924’te sahnelenen eser, Almanya’da Carl Orff tarafından elden geçirilip düzenlenmiş hâliyle ilk kez 4 Ekim 1940’ta oynanmıştır.
Monteverdi, kendinden önce operanın temelini atan Jacopo Peri’ye (1561-1633) göre daha geniş bir orkestra kurmuş, çalgıların yalnızca şarkı melodisini çalmasıyla yetinmemiş, orkestraya ilk kez bağımsızlık tanımıştır. Böylece tüm çalgılara kendi ses ve renk özelliklerini gösterme olanağı sağlamış ve ayrıca dans parçaları eklemiş, ses partilerinin önüne sinfonia’lar, arkasına da ritornel’ler (tekrar bölümleri) yerleştirmiştir. Ancak tüm bu yeniliklere karşın orkestra stili, melodi çizgilerini tekrarlamaktan pek ileriye gidememiştir. Monteverdi’nin, Peri’nin Orfeus’undaki sesle okunan prolog (önsöz) yerine, üç kez tekrarlanan dokuz mezürlük toccata biçiminde bir çalgısal giriş müziği ile başlattığı Orfeus operasının bilinen mitolojik konusu kısaca şöyledir: Yunan mitolojisinin önemli tiplerinden, en büyük müzikçisi olan Orfeus, sevgilisi Euridice’nin ölümüne katlanamadığı için ölüler ülkesine gider; onun yüzüne bakmadan yeryüzüne birlikte dönebileceği şartıyla sevgilisine tekrar kavuşabilecektir. Fakat onun yalvarışına dayanamayıp Euridice’ye bakınca ölüm, yok oluş kaçınılmaz olacak, ölüm korosunun söylediği gibi, kendisine hâkim olmasını bilen zafere ulaşacaktır.
2. Perdenin başında yer alan Sinfonia, Orfeus ile Euridice’nin mutlu anlarını pastoral biçimde yansıtır. Orfeus sevgilisinin ölüm haberini ancak ikinci perdede alacaktır. (Süre: 7’)
─ İRKİN AKTÜZE
- Franz Schubert
Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Do minör, D. 703
I. Allegro assai
II. Andante
Schubert kısa yaşamında 15 yaylı çalgılar dörtlüsü bestelemiştir. 1820 Aralık ayında yazılan ve Kuartet Bölümü (Quartettsatz) olarak adlandırılan eser, 1812-26 yılları arasında bestelenen dörtlülerin 12’ncisidir. Kuartet olarak numaralanan ve daha önceki dörtlülerle arasında herhangi bir bağ, ilinti olmayan eserin Schubert’in yeni bir dönemini belirttiğini yazan müzikolog Alfred Einstein’in tanımıyla “duygulu olmayan ancak büyüleyici bir atmosferi yansıtan bölüm”deki bu hava, eşlikte yer alan sürekli tekrarlanan (tremolo) notalarla ya da temanın kendisiyle yoğunlaşır.
İlk kez, Schubert’in ölümünden çok sonra, 1870’te Leipzig’de yalnızca ilk bölmesi yayımlanan eserin elyazması önce Brahms’ın eline geçmiş ve onun ilgisini çekmişti. 1897’de yayımlanan ikinci bölme Andante’nin, Schubert’in müzik dilini tam olarak yansıttığını, hatta sonraki üç kuarteti anlam ve teknik yönlerden aştığını öne süren uzmanlar, kuartetin neden tamamlanamadığını çözememişlerdir. Bu arada, müzikolog Mandyczewski eserin, iki yıl sonraki 8. Senfoni gibi “bitmemiş” olmasının tümüyle bir rastlantı olduğunu belirtir. Einstein ise olayın müzik mirasımız için büyük bir şanssızlık olduğunu söyleyerek konuyu cevapsız bırakır.
Müzikolog O. E. Deutsch’un katalogunda D. 703 sıra numarasını alan eser Do minör tonda ve 6/8’lik ölçüde oldukça çabuk (Allegro assai) tempoda, çok hafif (pianissimo) sesle –Si minör Bitmemiş Senfoni’yi anımsatan biçimde– başlar. Giderek Erlkönig liedinin dramatik havasını yansıtan tutkulu, hatta fantastik yapıdaki huzursuz ana temaya, soylu ve ezgisel iki tema etkili bir karşıtlık oluşturur: Önce ışık saçar gibi La bemol Majör, sonra da Beethoven’in avutucu güçteki temalarına benzeyen Sol Majör tondaki lirik temalar, yine de bir kâbus gibi beliren huzursuz ana temayı yok edemez. 315 mezür süren Allegro assai’yi izleyen ve tamamlanmamış olan ağırca (Andante) tempodaki bölmenin ise yalnızca 41 mezürlük kısmı yazılmıştır. 3/4’lük ölçüde ve La bemol Majör tondaki bu Andante trajik yapıda, Do bemol Majör ve Fa diyez minör tondaki iki modülasyondan sonra kesilir. Bir uzmana göre “Bu da kuartetlerin Bitmemiş Senfoni’sidir.” (Süre: 10’)
─ İRKİN AKTÜZE
- Donghoon Shin
Orfeus’a Soneler*
Orfeus miti bu programın merkezini oluşturur. Donghoon Shin’in yeni bestesi, beş bölümden oluşan şarkı döngüsü, Rainer Maria Rilke’nin aynı adlı eserindeki I–I, II, IX, XXVI ve XXV numaralı sonelere dayanmaktadır. Iestyn Davies ve Berlin Filarmoni Orkestrası Üyeleri topluluğuna ithaf edilmiş bu eser kontrtenor ve yaylı dörtlüsü için yazılmış muhtemelen ilk özgün eserdir.
Shin, bu metinler aracılığıyla, Rilke’nin özgün şiirlerinde bulunan duygusal değişimleri yansıtan bir anlatı kurmayı amaçlar – yani ölüm karşısında duyulan keder ve öfke, kabulleniş, onunla uzlaşma ve nihayetinde yaşamın ötesine geçen bir aşkınlık. (Süre: 12’)
- Samuel Barber/ şiir: Matthew Arnold
Dover Sahili, Op. 3
Matthew Arnold’un Dover Beach adlı metni, inanç kaybına atıfta bulunan hüzünlü bir gözlem niteliği taşır. Sophokles’e yapılan gönderme, acının zamansız bir deneyim olduğunu ima eder. Monteverdi’nin operasıyla erken Barok örneğinden Rilke’nin Orpheus’a Soneler’i üzerine Donghoon Shin’in kontrtenor ve yaylı çalgılar dörtlüsü için yazılmış ender eserlerden biri olan yeni bestesine uzanan 400 yıllık bu müzikal ve düşünsel yolculuk, Arnold’ın balayı sırasında kaleme aldığı ancak varoluşsal belirsizlikle yoğrulmuş Dover Sahili şiiri üzerine Barber’ın bestesi ile devam eder.
- Felix Mendelssohn-Bartholdy
Yaylı Çalgılar Dörtlüsü No. 2, La minör, Op. 13
I. Adagio – Allegro vivace
II. Adagio non lento
III. Intermezzo: Allegretto con moto – Allegro di molto
IV. Presto – Adagio non lento
Erken Romantik dönemin en önemli oda müziği yapıtlarından biri kabul edilen eser, Mendelssohn’un henüz 18 yaşındayken ulaştığı olgunluğu gösterir. Geleneksel dört bölümlü sonat planının korunduğu eserin en kayda değer özelliklerinden biri, Mendelssohn’un kendi yazdığı “Ist es wahr?” (Bu doğru mu?) adlı liedinden alınan temanın tüm esere yayılmış olmasıdır. İlk bölümde açıkça duyulan tema, eserin dört bölümünde de farklı şekillerde tekrar eder. Klasik form ile romantik anlatımı birleştiren, tematik bütünlüğü ve duygusal yoğunluğuyla öne çıkan eserde Beethoven etkisi açıkça hissedilse de Mendelssohn bu etkileri kendi lirik ve romantik üslubuyla birleştirerek özgün bir dil oluşturmuştur. (Süre: 30’)
─ İRKİN AKTÜZE