AÇILIŞ KONSERİ: TEKFEN FİLARMONİ ORKESTRASI & BEHZOD ABDURAIMOV

PROGRAM NOTLARI

  • Sergei Rachmaninoff
    Piyano Konçertosu No. 2, Do minör, Op. 18
    I. Moderato-Più vivo-Allegro-Maestoso. (alla Marcia)-Moderato
    II. Adagio sostenuto
    III. Allegro scherzando-Moderato-Presto-Moderato-Allegro scherzando-alla breve
    IV. Agitato-Presto-Maestoso-Risoluto

Liszt ve Paganini gibi besteci-yorumcu geleneğini sürdüren Rachmaninoff hem orkestra şefi hem de virtüöz bir piyanist olarak ün kazanmış ve piyano alanındaki başarısını hepsi de minör tonda, kolay anlaşılan ve melankolik yapıdaki dört piyano konçertosuyla perçinlemiştir.

Müzikseverler onun en çok tanınan 2. Piyano Konçertosu’nu bir doktora, bunalım geçiren besteciyi dört ay tedavi eden, psikolog ve amatör müzikçi Dr. Nikolai Dahl’a borçludur. Rachmaninoff 1895’te yazdığı 1. Senfoni’sinin umduğu başarıyı kazanamamasından dolayı başka bir şey besteleyemez hale düşmüş, içine kapanmıştı. Ancak Dr. Dahl “Konçerto’yu yazmaya başlayacaksınız, büyük bir kolaylıkla çalışacaksınız. Konçertonuz çok yüksek düzeyde olacak,” gibi telkinlerle besteciyi ruhsal çöküntüden kurtarmıştı. 1900 yazında çalışmaya başlayan Rachmaninoff, aynı yılın sonunda konçertonun ikinci ve üçüncü bölümlerini tamamlamış ve halk önünde seslendirmiştir. 

Eserin tamamını ilk kez 27 Ekim 1901’de Moskova Filarmonisi’nin konserinde Aleksander Siloti yönetimindeki orkestra eşliğinde çalan Rachmaninoff, konçertosunu Dr. Dahl’a ithaf etmiştir.

İlk yorumunda kazanılan başarısı bugün de süren ve bestecinin en çok çalınan konçertosu olan Do minör Piyano Konçertosu’nun ilk bölümü alışılmamış bir şekilde, solo çalgının akorlarıyla başlar. Beethoven’in dördüncü ve Saint-Saëns’ın ikinci piyano konçertolarında olduğu gibi, Rachmaninoff da orkestral bir girişten kaçınmıştır. 4/4’lük ölçüde ve orta hızdaki (Moderato) tempoda piyanonun gittikçe yükselen etkili sekiz akorundan sonra, yine solo çalgının arpejleri eşliğinde orkestra tutkulu biçimde ana temayı sunar. Orkestranın kısa geçişi, piyanonun Mi bemol tondaki hüzünlü ve lirik ikinci temayı sakin şekilde sunmasına olanak sağlar. Geliştirim bölmesi de piyaniste teknik yeteneğini gösterme olanağı veren çeşitli doruk noktalarıyla, kreşendolarla işlendikten sonra ana tema parlak bir marşa (alla Marcia) dönüşür. 

4/4’lük ölçüde, tutumlu ağırlıktaki (Adagio sostenuto) tempoda başlayan 2. Bölüm bestecinin en duygulu ve en güzel ağır bölümlerinden biridir. Do minör tondaki ilk dört mezür, Mi Majöre geçişi sağlar. Eşliğe hazırlanan piyanonun beşinci mezürde noktürnü andıran girişiyle birlikte önce flüt, sonra klarnet hüzünlü ana temayı sunar; buna piyano da katılır. Piyanonun kadans stilinde çalışı, çalgıların kontrastını daha da vurgular. Tema kodada yeni bir biçimde piyano, yaylılar ve tahta üfleme çalgılarda tekrar duyurulur.

Çabuk ve şakacı (Allegro scherzando) tempoda ve 4/4’lük ölçüde başlayan 3. Bölümde tekrar asıl tonalite olan Do minöre dönülür; ana temanın ritmini belirleyen ve 12 mezür süren orkestra girişinden sonra, piyanonun parlak açış kadansıyla ateşli bir dansa benzeyen ana tema sunulur. İkinci temayı önce obua ve viyolalar duyurur; piyano bunu daha geniş ve tutkulu biçimde tekrarlar. Daha sonra ana tema fugato şeklinde belirir.

Piyano ve orkestranın bunu izleyen görkemli ve zafer dolu (Maestoso) tuttisi ile Do Majör tonda ikinci tema sergilenir. Konçerto, enerjik ve gösterişli şekilde, Rachmaninoff’a pek uymayan bir biçimde sona erer. (Süre: 32’)

─ İRKİN AKTÜZE


  • Igor Stravinsky
    Ateş Kuşu Süiti (1919)
    I. Molto moderato
    II. Allegro rapace
    III. Andante
    IV. Allegro feroce
    V. Andante
    VI. Maestoso

Rusya’da doğan, 1917’den sonra Avrupa’ya yerleşen, 89 yaşında Amerika’da ölen ve cenazesi uçakla Venedik’e götürülerek Santa Micaela mezarlığına gömülen Igor Stravinsky’nin, ünlü bale ustası ve emprezaryo Sergei Diaghilev’in (1872 Novgorod-1929 Venedik) ilgi ve yardımıyla ilk üç balesi –1910’da Ateş Kuşu, 1911’de Petruşka ve 1913’te Bahar Ayini– sahnelenmiş; sonra da Bülbül (1914), Pulcinella (1920), Mavra (1922), Tilki (1922), Düğün (1923), Oedipus Rex (1927) ve Apollo (1928) adlı eserlerini yine Diaghilev izleyicilere sunmuştu. 1907’de Paris’te düzenlediği beş konserle sanat yaşamına başlayan, ertesi yıl Mussorgski’nin Boris Godunov operasını ünlü bas Şalyapin ile Paris Operası’nda gerçekleştiren Diaghilev, 1909’da Borodin’in Poloveç Dansları’nı, 1910’da Rimski-Korsakov’un Şehrazat’ını da sahneye koymuştu. Diaghilev, eski bir Rus masalı olan Ateş Kuşu’nu daha önceden biliyordu ve eski öğretmeni, Rus besteci Anatol Liadov’dan bu konu üzerine bir bale yazmasını istemişti. Ancak epey vakit geçmesine karşın, iş sürüncemede kalınca ve üstelik Liadov, işin iyi gittiğini, hatta nota kağıdını bile satın aldığını (!) söyleyince, aynı öneriyi 1909’da genç Stravinsky’ye yaptı. Rimski-Korsakov’un yetenekli öğrencisi Stravinsky, ilk Opus numarasını verdiği senfonisini hocasına ithaf etmiş, Op. 3 Scherzo Fantastique’i onun öğütleriyle işlemiş, Op. 4 Donanma Müziği’ni (Feux d’artifice) yine Rimski-Korsakov’un kızının düğünü için bestelemişti.

Bu eserlerin yorumunu Aleksander Siloti yönetiminde St. Petersburg’da izleyen Diaghilev, Stravinsky’nin aradığı besteci olduğunu anladı ve Ateş Kuşu’nu bale müziği olarak istemeden önce, Grieg’in Kobold’unun bale için orkestrasyonunu, Chopin’in iki piyano parçasını Les Sylphides balesi için hazırlamasını teklif etmiş; sonunda da Ateş Kuşu’nu önermişti. Stravinsky, 1909 sonbaharında Rimski-Korsakov’un kır evinde çalışmaya başladı. Müziğini ona piyanoda çalıyor, Rimski-Korsakov da “Durdur şu berbat şeyi, yoksa sevmeye başlayacağım!” diyordu. Rimski-Korsakov da daha önce, 1902’de aynı konu üzerine Ölümsüz Kasçay adlı bir opera yazmış ve eser 1902’de, Moskova’da oynanmıştı. Ücreti olan bin ruble de aralık sonunda eline geçen Stravinsky, müziği 18 Mayıs 1910’da Petersburg’da tamamladı ve Rimski-Korsakov’un oğlu Andrei’ye ithaf etti. Ertesi ay son provaları izlemek üzere Paris’e gitti. Deneme ustası, yorulmaz yetenek arayıcısı Diaghilev müziğin kalitesinden hoşnuttu: Ateş Kuşu’nu canlandıracak olan başbalerin Tamara Karsavina’ya “Ona dikkat et, ünün arifesindeki adam O” diyordu. Stravinsky’nin aldığı, ilk önemli ve geniş çaplı, bu nedenle de onu biraz kaygılandıran bu ısmarlama müziğin, Ateş Kuşu’nun librettosunu Michel (Mihail) Fokin hazırlamıştı. Koreografisini de Fokin’in gerçekleştirdiği iki sahnelik bale müziği ilk kez Gabriel Pierné yönetiminde 25 Haziran 1910’da Paris’in Théâtre National de l’Opéra sahnesinde izlendi ve bestecinin ilk büyük başarısı oldu.

Ateş Kuşu’nun öyküsü kısaca şöyle: Birinci sahnede Prens İvan ormanda avlanırken yolunu şaşırır, ölümsüz Kasçay’ın büyülü bahçesine girer. Burada, dallarında altın yemişler sarkan gümüş bir ağacın üstünde göz kamaştırıcı ışıklar saçan yarısı kadın, yarısı kuş garip bir yaratık görür ve okla onu vurmak isteyince Ateş Kuşu uçarak kaçar; ancak Prensin kurduğu tuzağa yakalanır, yalvarınca da Prens onu bırakır. Ateş Kuşu bu iyiliği karşısında ona bir tüy verir, dara düşünce bu tüyü havaya kaldırmasını söyler. Birinci sahnede tutsak Prenses Zarevna ağır tempoda, yine tutsak 13 prenses eşliğinde belirir, dans ederek İvan’a yaklaşır, İvan korkarak saklanmak ister. Güzel prensesler ağaçtan meyve kopararak oynarlar. İvan bunların en güzeline, Zarevna’ya âşık olur; ancak prenses ona kaçmasını, yoksa Kasçay’ın onu taşa döndüreceğini söylerse de İvan gitmez, savaşacağını belirtir. Uzaktan duyulan trompet sinyallerinden sonra hava kararır, yeraltından çıkan iki kafalı çirkin yaratıklar İvan’ı çevreler ve korkunç bir gürültüyle, homurdanarak Kasçay gelir. O anda İvan sihirli tüyü anımsayarak onu sallar. Çok kızan Kasçay onun öldürülmesini emreder. Ateş Kuşu hızla yardıma gelir, parlak altın kılıcı ile sahneye girince baş döndürücü bir dans başlar, yaratıklar kaçışır. Ateş Kuşu, Kasçay’ın ruhunun saklı olduğu dev yumurtayı göstererek kurtulmalarının ona bağlı olduğunu söyler. İvan kılıcıyla yumurtayı parçalayınca tüm tutsak prens ve prensesler kurtulur, İvan güzel prensesine kavuşur.

Ateş Kuşu bale müziği aslında 100 kişilik orkestranın çaldığı 19 dans ve onun yarısı kadar da geçiş müziklerinden oluşuyordu. Stravinsky, bunu önce 1911’de altı bölümlü bir süit haline getirdi; sonra da 1919’da yeniden orkestrasyonunu yaptı. Genellikle günümüzde, orta büyüklükteki orkestra ile yorumlanmasına karşın Stravinsky, 1945’te esere üç pantomim daha ekleyerek Senfonik Orkestra Süiti adıyla daha kısıtlı orkestra için bir düzenleme daha yapmıştır.

Stravinsky’nin Ruslara has romantik duygusallık, kendine özgü Slav ritmi ve Debussy’yi anımsatan izlenimci renklerle ustaca işlediği Ateş Kuşu onun en olgun eseri olmasa bile, en sevilen eserlerinin başında gelir. Stravinsky, özellikle insancıl unsurları, prens ve prensesi diatonik olarak (tam ve yarım sesleri düz bir sıra şeklinde) obuanın duygulu anlatımıyla canlandırmış; şiddetli, vahşi Asya ritmi ve rahatsız edici kromatik tarzda (art arda yarım sesli değişken sıralı) tını kombinasyonları ile özellikle Kasçay’ı, şeytani unsurları yansıtmıştır. İnatçı tekrarlarla, birbiri üzerine yığılan ritimlerle, saldırgan tarzda ölçü değişiklikleriyle, rahatsız edici bas eşlik (ostinato) ile gelecekteki Stravinsky’nin özelliklerini duyuran Ateş Kuşu’nu eleştirmenler de çok iyi karşılamıştır: 2 Temmuz 1910 tarihli L’Illustration canlı, kıvılcımlı müziğin herkesi hayran bıraktığını yazıyor; 27 Temmuz 1910 tarihli L’Echo de Paris o zamandaki bale müziklerinde hiç bulunmayan nitelikleri, özellikle senfonik stilin yarattığı şekilsel bütünlük ve polifonik kombinasyonların dâhice uyumunu övüyor; 26 Haziran 1910 tarihli Le Matin gazetesinde Alfred Bruneau ise tüm eleştirilerin ortak noktasını belirterek şöyle yazıyordu: “En sonunda kesin güzellikte, tümüyle yeni ve çok anlamlı bir eser. Koreografi sanatında buna benzer bir şey tanımıyorum; bu kendi tarihinde bir dönüm noktası olacak sanırım.”

O dönemde sergilenen bale müziklerinin çoğu, Rimski-Korsakov’un Şehrazat’ı, Chopin’den derlenen Les Sylphides gibi doğrudan doğruya dans için yazılmamıştı. Glazunov ve Çaykovski’nin bu alanda Stravinsky ile karşılaştırılması da biraz güçtü. Çünkü Stravinsky, Lincoln Kirstein’in yazdığına göre, koreograf Fokin ile günlerce birlikte çalışmış, sahne sahne, cümle cümle tüm müziği elden geçirmiş; aynı zamanda İvan rolünde de dans edecek olan Fokin’in tüm bilgisi ve deneyimi müziğin süresinde, niteliğinde, karakterinde etkili olmuştu. Dekoru ve kostümleri hazırlayan Aleksander Golovin’in de eserin başarısında katkısı büyüktü. Ayrıca öyküde Bingüzel adıyla anılan güzel Zarevna’yı Fokin’in karısı Vera Fokina’nın, Büyücü Kasçay’ı ünlü Enrico Ceccnetti’nin canlandırması esere ilgiyi artırmıştı.

Stravinsky’nin 1919 versiyonuna göre Ateş Kuşu birbirine bağlı çalınan şu altı bölümden oluşur:

1- Giriş (Introduction): 12/8’lik ölçüde ortadan da ağır (Molto moderato) tempoda ve bas yaylıların duyurduğu gizemli bir atmosferle girer. Sürdinli korno çağrısı İngiliz kornosunda yankılanır. Büyücü Kasçay’ın renkli bahçesi zarif bir müzikle tahta üfleme çalgılar, keman ve viyolonsellerin armonik sesleri eşliğinde yansıtılır; 13 prenses de bahçededir.

2- Ateş Kuşu ve Dansı (L’Oiseau de Feu et sa dance): Ani bir hızlanmayla, çabuk ve yırtıcı (Allegro rapace) tempoda Ateş Kuşu’nun girişi duyurulur. Yaylı çalgıların ve tahta üflemelerin dalgalanan bir temasıyla Ateş Kuşu’nun dansı canlandırılır. Kuş ani hamlelerle meyveleri koparır. Flütün virtüöz kadansları bu canlılığı sergiler. İvan kuşu yakaladığı anda dans kesilir. Bir çırpınmadan sonra flüt ve Ateş Kuşu çok canlı (vivace assai) tempoda uzaklaşır.

3- Prenseslerin Dansı (Rondes des princesses): Ağır tempoda flüt ve yaylı çalgıların başlattığı lirik ezgi, tutsak prenseslerin eski Slav geleneğinde aşk tanrıçası onuruna yaptıkları Korovod dansını simgeler: 12 tutsak prenses güzel Zarevna’yı ve İvan’ı ortalarına olarak ronde’larını sergiler. Zarif ezgi arp eşliğinde obua tarafından duyurulur.

4- Kral Kasçay’ın Cehennem Dansı (Danse infernale du Roi Kastschei): 3/4’lük ölçüde, çabuk ve vahşi (Allegro feroce) tempoda korkutucu vuruşla giren bu cehennemî dans, özellikle Kasçay temasıyla ilgi çeker. Güçlü davul vuruşlarıyla noktalanan canlı ve hızlı cümleler orkestranın virtüöz anlatımıyla sürerken birden ses azalır. Burada Stravinsky’ye özgü tipik vahşi ritim ilk kez sergilenmektedir.

5- Ninni (Berceuse) Bölümü 4/4’lük ölçüde, Andante (ağırca) tempoda girer. Bu zarif ninnide özellikle fagot solosu dikkati çeker. Ateş Kuşu altın meyveli ağacın altında sakinleştirici şekilde dans etmektedir; böylece ortam yatışır, Kasçay uyutulur.

6- Final (Finale): 3/2’lik ölçüde koral benzeri görkemli ve törensel (Maestoso) tempoda başlar. Kornonun yaylıların tremolosu eşliğinde duyurduğu yumuşak ezgi, Kasçay’ın güçlü temasının hafif yansıması veda havasındadır. Ancak daha sonra müzik yoğunluk ve heyecan kazanır. Temalar, aynı notaların zaman zaman değerinin değişmesiyle varyasyonlara dönüşür. Bu arada İvan ölümsüz Kasçay’ın ruhunun sakladığı yumurtayı kırarak onu öldürecek, prensesleri ve Ateş Kuşu’nu kurtaracaktır. Giderek güçlenen tema sonra parlak bir final olarak eseri sona ulaştırır. Gün ışığı doğduğunda İvan sevdiği güzel prenses Zarevna’nın elini tutmuş, herkes özgürlüğüne kavuşurken ana tema mutlu ve sevinçli bir ilahiye dönüşmüştür. (Süre: 21’) 

─ İRKİN AKTÜZE

Yukarı