Kapat
Gönderiliyor...
Kapat
Çizelge İndir
Pzt,May29
Çrş,May31
Prş,Haz01
Cum,Haz02
Cts,Haz03
Paz,Haz04
Pzt,Haz05
Çrş,Haz07
Prş,Haz08
Cum,Haz09
Cts,Haz10
Paz,Haz11
Pzt,Haz12
Sal,Haz13
Çrş,Haz14
Prş,Haz15
Cum,Haz16
Cts,Haz17
Paz,Haz18
Pzt,Haz19
Sal,Haz20
Çrş,Haz21
Konser 1. Kademe 2. Kademe 3. Kademe 4. Kademe 5. Kademe Öğrenci Loca
Etkinlikler

ETKİNLİKLER

RENKLERİN SESİ: KANDINSKY & CHAGALL

Tarih: 31 Mayıs Çarşamba 2017 / 19:00
Mekan: İş Sanat Konser Salonu

SONSUZ AŞK

Tarih: 04 Haziran Pazar 2017 / 17:00
Mekan: Kapalıçarşı, Kalpakçılar Caddesi

GOLDBERG ÇEŞİTLEMELERİ

Tarih: 07 Haziran Çarşamba 2017 / 18:00
Mekan: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü

GOLDBERG ÇEŞİTLEMELERİ

Tarih: 07 Haziran Çarşamba 2017 / 19:00
Mekan: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü

FESTİVAL BULUŞMASI

Tarih: 08 Haziran Perşembe 2017 / 19:00
Mekan: Süreyya Operası

ST. PETERSBURG RUS ODA FİLARMONİSİ

Tarih: 09 Haziran Cuma 2017 / 19:00
Mekan: Aya İrini Müzesi İç Avlu

ST. PETERSBURG RUS ODA FİLARMONİSİ & ALEXANDRE KNIAZEV

Tarih: 10 Haziran Cumartesi 2017 / 19:00
Mekan: Aya İrini Müzesi İç Avlu

ÇELLISTANBUL & CELLO4BERLIN

Tarih: 11 Haziran Pazar 2017 / 19:00
Mekan:

EBENE QUARTET & MATTHIAS GOERNE

Tarih: 14 Haziran Çarşamba 2017 / 19:00
Mekan: Süreyya Operası

BİR PRÖMİYER: PHILIP GLASS 11. SENFONİ

Tarih: 16 Haziran Cuma 2017 / 19:00
Mekan: Aya İrini Müzesi İç Avlu

BARIŞ İÇİN MÜZİK YAYLI ORKESTRASI

Tarih: 09 Haziran Cuma 2017 / 21:00
Mekan: Aya İrini Müzesi

BARIŞ İÇİN MÜZİK ORKESTRASI / ŞEF FELIX BRICENO

Tarih: 21 Haziran Çarşamba 2017 / 19:00
Mekan: Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı

KONSERE DOĞRU KONUŞMALARI

Edebiyat eleştirmeni Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında hazırlanmıştır.

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

HÜLYA DÜZENLİ
İstasyon Sanat Akademisi Resim ve Grafik Bölüm Başkanı
“Yenilenen Yorumlar”

31 Mayıs Çarşamba
İş Sanat Konser Salonu, Renklerin Sesi: Kandinsky & Chagall konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

 

 

YENİLENEN YORUMLAR

1992 yılında İstanbul, Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nde “Bir Sergiden Tablolar” başlıklı bir sergi açmış, Mussorgski’nin yine bir sergiden etkilenip yazdığı bu müzik için resimler yapmıştım. Bu sergi, bu eser, bu sunuş, Victor Hartmann, Mussorgki, Ravel, Kandinsky müzik, resim, şehirler, sergilemeler ve bu yıl… Modest Mussorgski’nin (1839-1881) dostu ressam Victor Hartmann (1834- 1873), tanınmış bir mimar olan amcası tarafından büyütülmüştür. Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra kitap resimlemiş, mimari çizimler yapmış, tiyatro ve bale için kostümler tasarlamıştır. Mussorgski ile yakın arkadaş olan Hartmann ne yazık ki 39 yaşında ölür ve Mussorgski bu durumdan çok etkilenir. Ortak arkadaşları yazar ve eleştirmen Vladimir Stasov, Hartmann’ın ani ölümünün birinci yıldönümünde sanatçının 400’e yakın desen ve suluboyasının yer aldığı bir sergi düzenler (1874). Açılışa gelen Mussorgski etkilendiği 10 resmi bestelemeye başlar. Bir Sergiden Tablolar adlı süit böyle doğmuştur. Yapıtın 15 bölüm başlığının adları Mussorgski tarafından konulmuştur. İlk bölüm olan Promenade (Gezinti) teması dört defa aynı başlık ile, bazen de başka bölümlerin içinde sezilir bir biçimde kullanılır. 1922 yılına gelindiğinde Fransız besteci Maurice Ravel, piyano için yazılmış olan eseri orkestraya uyarlar. 1928’de de Dessau’daki Friedrich Tiyatrosu müdürü, Mussorgski’nin Bir Sergiden Tablolar müziğinin tiyatroda sergilenmesi düşüncesiyle Kandinsky’den resimler yapmasını ister. Kendisi de aynı zamanda bir müzisyen olan sanatçı bu teklifi büyük bir memnuniyetle kabul eder. Böylece bir piyano süiti olarak yazılmış olan eser, solo çalgı eşliğinde sunulan bir sahne performansı olmaktan çıkar; manzara, müzik, renk, ışık, geometrik şekiller ve plastiklerin etkileşimiyle, bir sahne kompozisyonuna dönüşür. 2010’dan beri Mikhail Rudy, 1928’de Bauhaus’da Bütüncül Sanat sergisi için hazırlanan Kandinsky’nin suluboya taslaklarının animasyonlu izdüşümü eşliğinde Mussorgsky’nin Bir Sergiden Tablolar’ı ile bir multimedya performansı sunmakta. Konserin ikinci yarısında yine bir Mikhail Rudy projesi olan ChagallRenklerin Sesi, Marc Chagall’ın Paris Garnier Operası’nın tavan resimlerinin eskizlerinden oluşan bir animasyonla görsel ve işitsel sanatların bir sentezini sunacak. Chagall’ın yarattığı ışıklı, parlak renklerle donatılmış opera binası tüm zamanların büyük bestecilerinin “panteon”u olmuştur. Sanatçı, resmettiği bestecilerin operalarındaki karakterleri sanki Olympos’ta bir araya getirmiştir. Tavanda, merkez panelde, dört besteci ve eserleri ele alınmıştır. Kırmızılar içinde yer alan boğa ve gitar figürleri Bizet’nin Carmen’ini; sarılar arasında genç bir çift ve arkalarındaki sakallı bir adam Verdi’nin La Traviata’sını; mavi ve yeşillerin hâkim olduğu bir alanda elindeki kılıcıyla mavi süvari, Beethoven’ın Fidelio’sunu; yine yeşillikler içinde çalınan lir Gluck’un Orphée ve Eurydice operasını resmeder. Çemberde masmavi bir dünyada tahtında oturan çar, üzerinde kanatlı bir canavar, uzaktan görünen Moskova ve kalabalığın yer aldığı bölüm Moussorgsky’nin Boris Godunov operasını konu alır. Mozart ve Sihirli Flüt olmadan olmaz: beyaza yakın açık maviliklerde dev bir melek gökyüzünü doldururken, bir kuş flüt çalmaktadır. Wagner’in Tristan ve İsolde’sinde yeşilin hakimiyeti arasında kalan kırmızı alanda, Tristan ve İsolde figürlerinin arkasında, Paris’in iki özel mekânı resmedilmiştir: Arc de Triomphe ve Place de Concorde... Berlioz’un Romeo ve Juliette’inde kucaklaşan sevgililer arkalarında bir atın başı ile yeşilin hâkimiyetinde resmedilir. Akabindeki beyaz bir alan ise Rameau’ya adanmıştır. Yanındaki boşlukta kırmızı ile, Garnier Operası’nın cepheden görünümü resmedilmiştir. Hemen yanında Carpeaux’nun Dans heykeli ve Debussy’nin Pelléas ve Mélisande’u fark edilir. Hâkim renk mavidir. Ravel’in Daphnis ve Chloé’si, kırmızı hâkimiyetinde, bir koyun, tapınak ve olağanüstü bir çiftle betimlenir. Stravinsky’nin Ateş Kuşu’nda Chagall, paletiyle, bir melek müzisyen, kuş, sihirli ağaç ve Eiffel Kulesi’ni resmeder. Çaykovski’nin Kuğu Gölü’nde mavi bir göl, kuğu ve kadınla karşılaşılır. Son olarak ünlü Giselle balesi yine altın sarısı ve ağaçlar altında dans eden köylülerle betimlenmiştir. Rudy, Paris Garnier Operası’nın tavanındaki resmin yayımlanmamış eskizleriyle tasarladığı animasyona yine aynı bestecilerin eserleri ile eşlik ederken stiller ve renkler arası geçişin en güzel örneklerinden birini sunuyor. “Sığınacak yer kalmadı Chagall’daki eşeğin gözünden başka” diyen Cemal Süreya gibi bu konsere gidip, birkaç saatliğine müziğe, Kandinsky’ye ve Chagall’a sığınmak hepimize iyi gelecektir.

HÜLYA DÜZENLİ

MERT TANER
Profesyonel turist rehberi
Kapalıçarşı’nın tarihi hakkında konuşma

4 Haziran Pazar, 17.00
Kapalıçarşı, Sonsuz Aşk konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

CEM SAY, Prof. Dr.
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve bilim yazarı
“Dehâ Programlanabilir mi?”

7 Haziran Çarşamba 18.00
Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu, Goldberg Çeşitlemeleri konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

 

 

DEHA PROGRAMLANABİLİR Mİ?

Eskiden Avrupa’da soylular, zorlu aritmetik işlemlerini yaptırmak için parayla adam tutarlardı. 1673’te, büyük bilim adamı Leibniz dört işlemi de yapabilen ilk hesap makinesini inşa etti. Buluşunun önemini iyi kavramış olan Leibniz, vakit geçirmeden şu önemli soruyu sordu: “Bir makineye böylesine zekâ gerektiren bir işi yaptırtabildiğimize göre neden diğer tüm düşünsel etkinlikleri de yaptırtamayalım?” Aradan geçen 344 yılda, özellikle de son yarım asırda, makineler Leibniz’in gösterdiği hedefe doğru adım adım ilerledi. Bilgisayarlar birçok alanda insanları geride bıraktı ve bırakmaya devam ediyor. Ama Leibniz’in cesur savına ilk günden beri bir tür savunma refleksiyle verilen genel bir cevap var: O zamana dek imkânsız görülen bir işi bilgisayarlar başardı diyelim. Hemen birisi çıkıp “Ama” diyor ve devam ediyor “bu başarılan, insana özgü, sadece insan ruhunun o biricik, gizemli katkısıyla yapılabilecek bir şey değil ki! Bu düpedüz mekanik, algoritmik olarak icra edilebilen, sıradan bir şey! Zaten öyle olmasaydı bilgisayara yaptırtamazdınız.” (Bu son cümle bıyık altından bir gülüşle, insanlığın onurunu kurtarmış olmanın gururuyla söylenirse pek fiyakalı oluyor.) Peşinden de hemen ekleniyor: “Tamam, bunu yaptırdınız, ama asıl insana has güçler gerektiren ŞU konuda bilgisayar asla insanı geçemez!” Herhalde anlaşılmıştır, ben bu fikirde değilim. Gençliğimin (daha zevkli geçirilebileceğini henüz yeni fark etmekte olduğum) onca yılını Türkçe anlayan bilgisayar programları gibi Yapay Zekâ projelerine harcarken çeşitli ortamlarda bu “ama ŞU işi yaptırtamazsınız”cılarla çok karşılaştım. 1997 Mart’ında, yani dünya satranç şampiyonu Kasparov’un IBM’in Deep Blue makinesine yenilmesinden iki ay önce bana “Kasparov’u ASLA yenemez” diyen satrançseveri hiç unutmam! Yıllar boyunca bu insanlık savunucuları sürekli mevzi kaybettiler. Ama her seferinde daha geride yeni bir sınır çizip “tamam ama makinelerin ŞU işi yapmaları kesinlikle olanaksız” diyecek yeni bir “ŞU iş” buldular. Bach konseri öncesinde konumuz “deha”. Tamam, bilgisayarlar maaşlarımızı, notlarımızı, hatta (sigorta şirketleri için) kalan ömrümüzü hesaplayabiliyorlar. Yıllardır izini kaybettiğimiz eski arkadaşlarımızı sosyal medya okyanusunda bulup kavuşturuyorlar. Gayet güzel yol tarif ediyorlar. Tarifi bir yana bırakın, arabayı kendisi sürerek bizi gideceğimiz yere götüren bilgisayarlar da var. Ama bunlar “deha” değil ki! Bunlar sıradan, hesapkitap gerektiren, yani esasen bir “hesap makinesi” olan bilgisayarlar için doğal işler! Makinelerin asla fethedemeyeceği “ŞU” insanlık kalesi acaba yaratıcı deha, yani Bach, Picasso ve Shakespeare’de olan o gizemli yetenek olabilir mi? Tabii sınırı buraya çizmenin şöyle bir komik yanı var: Sözü geçen dâhiler kadar yetenekli olmayan insanlar; yani büyük çoğunluğumuz sınırın yanlış tarafında kalıyor! Ama yine de bu soru ilginç. Deha nedir? Asla yapay yollarla elde edilemeyecek, “ruhani” bir şey mi, yoksa bilgisayarların yükseliş öyküsünde defalarca olduğu gibi bir kez nasıl çalıştığını öğrendiğimizde gizemini yitirip taklit edilebilecek ve hatta geçilebilecek doğal bir süreç mi? “Yapay Zekâ”nın doğal bir uzantısı olarak “Yapay Deha”ya ulaşacak mıyız? Belki de ulaşmışızdır! Benim gençliğimde “dâhi” sıfatı satranç şampiyonları için rahatça kullanılıyordu. Şimdi hiçbir insanın eline su dökemediği satranççı bilgisayarlardan aynı tanımlamayı esirgemek doğru mu? Söyleşimizde “yaratıcılık” olarak anılan bilişsel sürecin ne olduğunu ve bilgisayar ortamında nasıl gerçekleştirilebileceğini tartışacağız. Matematik, oyun ve fen alanlarında bilgisayarın kendisine öğretilmeyen, kimi durumlarda da insanlarca da önceden bilinmeyen yeni kavramları “yaratabildiği” örnekleri inceleyip arkalarındaki algoritmaya göz atarak esrar perdesini dağıtmaya çalışacağız. Sonra da sanata uzanıp yıllardır aramızda olan ve giderek daha nitelikli işler ortaya koyan otomatik ressamlar ve bestecilerden söz edeceğiz. Gizemi dehanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edenlere küçük bir tesellimiz de olacak.

CEM SAY

ENİS BATUR
Şair ve yazar
Goldberg Çeşitlemeleri üzerine konuşma

7 Haziran Çarşamba, 19.00
Boğaziçi Üniversitesi Kriton Curi Salonu, Goldberg Çeşitlemeleri konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.
 

NİLÜFER KUYAŞ
Yazar
“Romantizmden Modernizme”

8 Haziran Perşembe 19.00
Süreyya Operası Üst Fuayesi, Festival Buluşması konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

 

 

 

SCHUBERT / BRAHMS: ROMANTİKLER ARASINDA ÖNCÜ MODERNLER

Schubert, bestelerini çoğunlukla arkadaşları için yazarmış, onun Viyana’sında eğitimli orta sınıfta herkes amatör müzisyen, herkes bir çalgı çalıyor. Evlerde müzik yapmak çok yaygın.

Yaylı çalgılar dörtlüsü gibi ufak icra grupları ve sohbet eder tarzıyla oda müziği, bu nedenle ortaya çıkmış. “Alabalık” Piyanolu Beşli böyle bir ortamda besteleniyor.

Daha 22 yaşında, klasik müziğin bütün alışılmış kurallarını yıkmaya hazır bir yenilikçi var karşımızda. Yaylı çalgılar dörtlüsü yerine beşli yazıyor, ama herkesin bekleyeceği gibi ikinci keman koymak yerine, kontrbas kullanıyor. Böylece yaylı çalgılar dörtlüsü tıpkı günümüzdeki bir caz kuartetini andırır şekilde, müzikal açıdan kuşlar kadar serbest kalıyor.
Schubert bununla da yetinmeyip, piyanoyu başrole koyuyor. Hem yaylı çalgılara minik solo bölümler veriyor, hem de her birinin piyano ile çeşitli diyaloglara girmelerine izin veriyor, bana gene cazı hatırlatan bir modernlikle yapıyor bunu.
Eser boyunca sağdan soldan sürekli yeni fikirler fışkırıyor. Besteci modern mi dedirtecek ölçüde disonans yankıları var müzikte. Ama hiçbiri uzun sürmüyor, derhal klasik ana akışa geri dönüyor Schubert.

Aklına gelen yenilikleri hiç çaktırmadan işlemiş besteye, izleyiciyi ürkütmüyor. Gene de, bu yenilikler sayesinde parçada öyle kalıcı bir tazelik var ki, dinlerken yıl 1819 mu 2019 mu, çok fark etmiyor bence.

Schubert niçin erken bir modernlik öncüsü?

Schubert, müziğiyle ve bohem yaşantısıyla, aykırı, huzursuz, bulunduğu yere tam ait olmayan bir besteci. Romancı Elfriede Jelinek’in söylediği gibi “ungewiss” / “ikircikli” bir sanatçı. Onu klasik ve romantik dönemlerin tam sınırında, ikisine de uymayan, öncü bir modern olarak görmemin asıl nedeni bu.

Brahms ise, ilk bakışta, Romantik harekete çok daha kolay koyabileceğimiz, o tanıma daha rahat uyan bir besteci gibi duruyor.

Schubert’in o doğal hafifliğiyle adeta iptal ettiği yer çekimi burada sanki geri dönmüş, sesler daha ağır, kıvam daha koyu. Bir numaralı Yaylı Çalgılar Altılısını 27 yaşında bestelemiş. Belki en müthiş eseri değil ama çok güzel yerleri var. En sevdiğim ikinci bölümü, andante, kendi başına bir başyapıt bence, Barok müziğe ve geçmiş bir dönemin divertimentolarına (belki Mozart’a) yaptığı göndermeler muhteşem.

Brahms neden bir çelişkiler adamı?

Brahms’ın tek hedefi, iyi bir klasikçi olmak, Mozart ve Beethoven’in hakiki mirasçısı sayılmak; müzikte klasik ölçülerin bozulmasına karşı kendisini baş direnişçi ilan etmiş, ama ufukta çoktan beliren romantik duygu selini de büsbütün barajlayamamış tabii.

Brahms’ı kendisine rağmen tipik romantik besteci yapan şeyi bu Altılı’da sezmek mümkün, hele son iki bölümde açıkça görüyoruz. Renkler daha dramatik ve melankolik. Beethoven etkisi sezilen scherzo’yu sıkılıp kısa kesmiş sanki.
Son bölüm rondo ise tiyatrovari dramatik ögeyi derinleştiriyor, uvertür dinler gibiyiz, sanki opera sahnesinde birazdan perde açılacak. Hemen anlıyoruz, müziğe başka sanatlar sızmış artık – tiyatro, bale, resim, edebiyat; Viyana valslerine bile göndermeler var. Romantizmin en büyük özelliği bu, başka sanatlara açıklığı ve karmaşık duygulara, büyük cümlelere yatkınlığı.

İlginçtir, Arnold Schoenberg yıllar sonra Brahms için “modernistlerin meşalesidir” demiş. Yani Brahms tam bir çelişkiler adamı. O da Schubert gibi, bir geçiş dönemi bestecisi, romantizmden modernizme geçiş diyeceğiz buna, ama yadırgatıcı olan, her ikisinin de, hele Schubert’in, romantik dönemin başlarında yaşamış olması. Öncülükleri bu garip zaman aykırılığında belirginleşiyor.

İkisinin de eserlerinde, entelektüel müzikle, duygunun egemenliği arasında bir gel-git var.
Ama bana kalırsa, bütün iyi sanatçılar zaten, yaşadıkları zamanın en gizli yönelişlerini, en derin ihtiyaçlarını sezebilen, dolayısıyla geleceğe daima açık kalabilen kişiler.

NİLÜFER KUYAŞ

AYDIN BÜKE
Müzik yazarı ve İstanbul Müzik Festivali Danışma Kurulu üyesi
“Paul Wittgenstein için Konçertolar”

9 Haziran Cuma, 19.00
Aya İrini Müzesi Ön Avlusu, St. Petersburg Rus Oda Filarmonisi, Hüseyin Sermet & Vassilis Varvaresos konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

ERCÜMENT CENGİZ
Romancı ve tıp doktoru (jinekolog ve infertilite uzmanı)
“Roman Sanatı Resim midir, Müzik mi?”

10 Haziran Cumartesi, 19.00
Aya İrini Müzesi Ön Avlusu, St. Petersburg Rus Oda Filarmonisi & Alexandre Kniazev konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

 

 

“BUNDAN SONRASINI ANCAK BİR MÜZİK PARÇASI ANLATABİLİR’’

Bu akşam çok önemli bir orkestrayı, St. Petersburg Rus Oda Filarmonisi’ni ve çellist Alexander Kniazev’i dinleyeceğiz Aya İrini’de. Konser sırasında bambaşka bir âleme sürükleneceğiz: kişisel dertlerimizi, sorumluklarımızı, öfkelerimizi, kırgınlıklarımızı, ihtiraslarımızı unutacağımız ikinci bir âleme…
Müziğin büyüleyici etkisinde kaybolup giderken, kimilerimiz de anlık kopuşlarla sahnedeki ayrıntıları izleyecek aynı zamanda. Senfonin en heyecanlı yerinde birinci kemanın sandalyesinde gövdesini sağa sola yatırışına, tromboncunun kuvvetle şişirdiği yanaklarının ışıklar altında parlayan kırmızılığına, trompetçinin çalgısını üflerken bazen bir dehşet anını anımsatan gözlerine, maestro Juri Gilbo’nun ensesinden havalanan gri beyaz saçlarına, ve belki de en çok Kniazev’in viyolonseliyle dans eder, hatta sevişir gibi eğilip doğrulurken savrulan ıslak saçlarına, takılıp kalacağız. Ya da, koltuğumuza yaslanıp Aya İrini’nin mistik atmosferinde, müzisyenlerin ellerindeki çalgılardan yansıyan, altın sarısından, kahverengiye, metalik griden, bakır rengine bir renk cümbüşünde kaybolup gideceğiz notalar eşliğinde… Konseri izleyenler arasında ressamlar ya da resmetmeyi sevenler olursa, her bir orkestra üyesinin yüzündeki ifadeyi, vücut hareketlerini ve sahneyi temsil eden renkleri kullanarak, yukarıda yaratmaya çalıştığım sahnelerden bir sürü hareketli tablo tasarlayabilirler. Aynı şekilde, bu satırları bir romanda okusaydık, gözümüzün önünde bir sürü tablo belirecekti büyük ihtimalle. “Roman sanatı resim midir, müzik mi?” konusuna girmeden önce roman yazmanın “kelime ve cümlelerle tablolar yapmak, sahneler yaratmak” olduğunu hatırlayalım; Johann W. von Goethe, Gustave Flaubert, Victor Hugo, Ernest Hemingway, Hermann Hesse, Ephraim Lessing, Yahya Kemal, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk’un da birer ressam olduğunu da unutmadan. Edebiyatla, resim sanatının kardeşliği vurgusunu ilk kez MÖ 1. yüzyılda yaşamış Latin şair Horatius yapmıştır: “Ut Pictura Poesis” (Şiir de resim gibidir). Ama, bana göre roman sanatının ihmal edilmiş bir kardeşi daha vardır ki, o da müziktir... Aslında geniş anlamda baktığımızda romanlar, senfonilere benzer. Roman okurken bir senfoninin içindeymiş gibi kaybolur gideriz. Tıpkı senfoninin kreşendo ve dekreşendo anlarında olduğu gibi. Sayfaları çevirirken kimi yerde kalp atışlarımız hızlanır, bazen dinginleşir, kimi zaman gözlerimiz dolar, kimi zaman da gülümseriz ve roman biter. Bir senfoninin ezgili ya da coşkulu finali gibi… Bazı romanlar pastoral halk şarkılarına benzer, neşeyle ya da hüzünle sonlanan. Bazıları peşrevlerle başlayan sanat müziği şarkıları gibidir ahenkli; bazıları da iç acıtıcıdır arabesk şarkılar gibi. Ama belki de en çok, sürprizlerle dolu caz şarkılarına benzer romanlar; nerede başlayıp, nerede biteceğini kestiremediğimiz caz şarkılarına… “Hayatımı yazsam roman olur” deriz. Neden? Gündelik yaşamımızın görünüşte en anlamsız olaylarını bile, duygularımızla, aklımızla sezgilerimizle birleştirip anlatabilme olanağı verdiği için. Ya da, karıncalar ve sular gibi hayatın bütün ayrıntılarına sızabildiği için… Ama belki de, ölümlü olduğumuzu anladığımızdan beri, “hayatımız” dediğimiz şeyin, tıpkı kalp atımlarımız gibi inişli çıkışlı ritimlerle dolu olduğunu bildiğimiz için. Romanların da, hikâyesi olsun ya da olmasın, tıpkı hayatımız gibi ritimleri vardır; tıpkı müzik gibi. Henüz beş haftalıkken atmaya başlayıp, yıllar sonra duran kalbimizin inişli çıkışlı EKG’si gibidir hayatımız. Acılar, sevinçler, mutluluklar, trajedilerle geçer ve bir gün sonlanır. Bitmesini hiç istemediğimiz konserin, maestronun elini indirmesiyle sonlanması ya da bir romanın son sayfasının kapatılması gibi… Hayal gücümüzü en yükseğe taşıma olanağı verdiği için, yan yanadır ikisi; edebiyat ve müzik… Öyle olmasaydı dev yazar Turgenyev, İlkbahar Selleri adlı romanını böyle bitirir miydi?: “Sanin’in duygularını burada size anlatmaya girişmeyeceğim; bazı duygular o kadar kuvvetlidir ki, bundan sonrasını ancak bir müzik parçası anlatabilir.”

ERCÜMENT CENGİZ

TUNA KİREMİTÇİ
Şarkıcı, şarkı yazarı ve senarist
“Çello Sevgisi”

11 Haziran Pazar, 19.00
Aya İrini Müzesi Ön Avlusu, Çellistanbul & Cello4Berlin konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

KÜÇÜK İSKENDER
Şair
“Şiir ve Şarkı”

14 Haziran Çarşamba, 19.00
Süreyya Operası Üst Fuayesi, Ebène Quartet & Matthias Goerne konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

AYKUT KÖKSAL
Mimarlık ve sanat kuramcısı
“Modernizm Sonrası ve Müzik: Yinelemenin Dayanılmaz Cazibesi”

16 Haziran Cuma
Aya İrini Müzesi Ön Avlusu, Bir Prömiyer: Philip Glass 11. Senfoni konseri öncesinde

45. İstanbul Müzik Festivali dinleyicilerinin deneyimlerini zenginleştirmek üzere hazırlanan Konsere Doğru etkinliklerinde bu yıl bir adım daha ileri giderek, Asuman Kafaoğlu-Büke danışmanlığında oluşturduğu programla farklı disiplinlerden konuşmacıları sizlerle buluşturuyor. “Sıradışı” teması etrafında şekillenen festivalde edebiyattan resme, felsefeden bilime çok farklı konular sıradışı bir biçimde ele alınacak.

Barış İçin Müzik Yaylı Orkestrası, St. Petersburg Rus Oda Filarmonisi, Hüseyin Sermet & Vassilis Varvaresos konseri arasında sahnede olacak.

Barış İçin Müzik Orkestrası, Viyana Oda Orkestrası & Fazıl Say konseri öncesinde, Félix Briceño şefliğinde sahnede olacak.